14 Ocak 2011 Cuma

İrem'in İlkokula başladığı Döneme Dair

Bu yazımda oldukça geçmişe gideceğim.Nedeni ise unutuyor olmam. Önemli ayrıntılar gerçekten unutuluyor. Bilmiyorum, belki de ben unutuyorum. Bu normal mi bilmiyorum. Bazen geçmişe ait bir konuyu anlatırken o ayrıntının aklıma gelmemesi, konuşmamın anlamını yitiriyor.Çünkü asıl detay o unutmuş olduğum ayrıntıda saklı olabiliyor.

İrem'in derslerine karşı sorumsuzluğunu ve düzenli ders çalışmadığını, dikkatsizliğini zaman zaman diğer yazılarımda dile getiriyorum. Öncelikle çalışan bir aileyiz ve buna rağmen çocuklarımızla gerektiğince de ilgilenen bir aile. Ben ilkokulun temelinin her zaman sağlam olmasına inananlardanım. İlkokul üçüncü sınıfa kadar çocuklarda sınavın, akademik başarının önemi yoktur der eğitimciler (Eşim de). Bu zamana kadar çocuklara davranış ve sorumluluk kazandırılması gerektiğini de vurgularlar ve bende katılıyorum. Şimdi İrem'in genel durumunu buna göre izah etmek istiyorum. İrem okul çağına geldiğinde; daha doğrusu İrem Ekim doğumlu ve birçok arkadaşından da bayağı küçük sayılıyormuş. Eğitimci dostlarımız öyle söylüyorlardı ve "İrem arkadaşlarından her yıl bir yıl geriden gelecek" diyorlardı. Aslında bir yıl geç verebilirmişiz İrem'i. Ama o yılda İrem anasınıfı öğrencilerinden o kadar ilerideydi ki. Bütün sosyal, el, görsel becerileri önde idi. 4 yaşında mükemmel resimler çiziyordu mesela. Bir yıl daha anasınıfına giderse o sene sıkılabilir diye düşünmüş ve yeni şeyler öğrenmenin ona heyecan verebileceğini sanmıştım.Yine de düşüncelerim yerinde olabilirdi belki ama İrem'i başlattığımız okulundaki öğretmenimiz çocuğu okula alıştırıp sevdirmek yerine hep şikayetlerde bulunurdu.

İrem okul çağına geldiğinde bir müfettiş ağbimiz oturduğumuz semtte bir okulun adını verdi ve birkaç yıldır iyi isim yapmış bir okul olduğunu söylemişti. Daha sonra bizi o okula götürüp, idarecilerle tanıştırdı. Eşimle de meslekdaş oldukları için sağolsunlar çok yardımcı olmuşlar ve bizi açılacak olan üç şubeden en iyi olduğunu düşündükleri öğretmenin sınıfına vermişlerdi. Daha sonrasında da gerçekten çok samimi olmuş, her zaman kapılarını çalabileceğimiz, derdimizi kolay dile getirebileceğimiz konuma gelmiştik idarecilerimizle. Neyse İrem'i o okulda başlattık ve öğretmenimizle de tanışmıştık. Daha sonraki gitmelerimizde öğretmenimize "nasılsınız hocam" dediğimizde, sürekli şikayet, sürekli şikayet. "İyiyim teşekkür ederim" diyeceği yerde "yaa!Çok yoruluyorum. Çocuklar beni çok yoruyor" derdi. İrem'i sorduğumuzda da; İrem'e çocuksu, çocuksu derdi. "İrem Şunu yapıyor, dersi dinlemiyor, kalemi ile oynuyor, arkadaşı ile konuşuyor falan" derdi. Yetiştiremiyorum diye eve yığınla ödev verirdi. Üstelik Etüdü de vardı bu okulun. Akşama kadar çocuk okulda ve eve geliyordu evde de ödev ve İrem hiç yapmak istemiyordu. Öğretmen nasıl olsa bakmıyor ödevlerimize diye. Görüşmeye gittiğimizde bunu dile getirdiğimde "onca çocuğun hangi birine bakayım, kontrol edeyim" diyordu. İlk veli toplantısı yaptığında sürekli bir çocuğun başarısından, memnuniyetinden de bahsederdi. Ben bilmiyorum tabii ev hanımı olup, sürekli okulda olan velilerden biri "hocam sizin bahsettiğiniz o çocuk okuma yazmayı öğrenip de gelmiş bir çocuk bizim çocuklarımızla onu nasıl bir tutarsınız" demişti. Neyse öğretmenin sürekli bu tutumu artık canımızı sıkmaya başlamıştı. "Nasılsınız diyoruz.çocuklar beni çok yoruyor, yorgunum, İrem çocuksu,çocuksu." Birgün de yeni doğum yaptığım, izinliyim de, okulda tadilat nedeniyle mi ne ders yapılmayacakmış, öğretmeni İrem'i başka bir arkadaşının evine göndermiş ve o arkadaşının evine gidilmesi içinde ana caddeden geçilmesi gerekiyormuş.O kadar sorumsuz bir öğretmen ki, bizi aramak yerine başkasının evine, üstelik de caddeden geçmelerine göz yumarak gönderiyor. Geçmiş gün nasıl haberim oldu hatırlamıyorum. İrem arkadaşının evinden mi aramıştı. Bilemiyorum gerçekten.Bende bebeğimle atlayıp arabaya gitmiş ve ilk defa o zaman öğretmene kızmıştım. "Bu ne sorumsuzluk demiştim.Ya çocuğuma o caddede birşey olsa. Bunun hesabını nasıl vereceksin" Neden bizi aramadınız" demiştim.Oda pişkin pişkin "birşey olmaz" demişti.Yaa!...düşündükçe hala sinir oluyorum..(Bu arada çocuğum eve uzaktı ama önceki kreşi ile anlaşmıştık.Çocuğumu evden alıyorlar, okula bırakıyorlar.Öğlen alıp, yemeğini yediriyorlar ve akşam da alıp eve getiriyorlardı. Ders arasında olan durumdan tabii ki haberdar olmuyorlardı onlar) İdareye de çocuğumu buradan almak istiyorum, evimizin oradaki okula vereceğim" dediğimde, ya orada da aynı sorunları yaşarsanız dediğinde, "olsun hiç olmazsa çocuğum eve yakın olur, kontrolü daha mümkün olur. Hiç bir şey yapamazsam komşumdan rica ederim. Öğretmene gelince de en kötü ihtimal, bu öğretmen gibi olur ama en azından çocuğum eve yakın olur" demiştim. Onlarda yaşadığımız bu sorunlara üzülüyorlar ama ellerinden birşey gelmiyordu. Sonuçta koskoca adamı değiştiremiyorlardı. Huylu huyundan vazgeçecek değildi. Bizde o idarecilere saygımızdan öğretmeni şikayet edip, okullarına sorun götürmek istemedik.Çünkü sonuçta onların da başı ağrıyacaktı ama bizden sonra başka bir veli yapılması gerekeni yapmıştı. Hatta kolidorlarda "bu okuldan benim çocuğum değil, sen gideceksin" diye de bağırmış öğretmene. Bir alışveriş merkezinde karşılaştığımızda anlatmıştı veli. Çocuğu rahatsız olduğu, raporu olduğu halde, velinin bunu öğretmene bildirmesine rağmen sorumsuzca davranmış, bildiğinden kalmamış öğretmen.Tabii şikayetinin sonucu ne oldu, daha başka sorun yaşayan velilerde çıktımı bilemiyorum.

Neyse, bu durum üçüncü sınıfın kasım ayına kadar devam etti. En son Eşimle gittiğimizde yine aynı şeyi söylediğinde eşimde artık sinirlenmiş ve beyfendi yıllardır benim çocuğum için "çocuksu çocuksu diyorsun. Ne demek istiyorsun sen, şunun açılımı yapar mısın? Benim çocuğum çocuksu da diğer çocuklar yetişkin mi? diye çıkışmıştı. Öğretmende afallayıp kalmış ve ne diyeceğini bilememişti.Çünkü bunca zaman gerek eşim, gerekse ben sabır göstermiştik. Gerçi o şöyle böyle dediğinde bende Hocam sizde şöyle yapın, böyle yapın diye biz yol gösteriyorduk. Kendi sınıfının yönetimini bilmediği için acizliğinden bu yakınmaları yapıyordu ama biz yol göstermeye çalışıyorduk. Neyse eşimin o çıkışması üzerine "ben İrem'den akademik başarı bekliyorum" deyince, eşimde "ikinci sınıf çocuğundan ne akademik başarısı bekliyorsun" demişti. İdarecilerle de bu konuyu konuştuğumuzda onlarda bu duruma üzülüyorlardı. "Diğer şubelerden birine verelim İrem'i isterseniz ama diğer öğretmenlerde şöyle böyle" diyorlardı. Bu öğretmen içinde "kötünün en iyisi" diyorlardı ve elleri kolları bağlı kalıyordu maalesef. Diğer sınıfın öğretmenlerinin de başka sorunları vardı çünkü.

Aslında çocuğumuzu okula alıştırmak yerine okuldan soğutan bu öğretmenin bugüne kadar ki okul hayatı boyunca İrem'e olumsuz etkisi olduğunu düşünüyorum ben. En sonunda idarecilere "ben çocuğumu evimizin yakınındaki okula vereceğim, dedim ve eşimle de konuşup oradaki okula gidip müdürü ile görüştük. Durumları anlattık ve sağolsun oda bize yardımcı oldu. Hatta eşim ikinci dönem verelim dediğinde eşime gidip bir görüşelim bakalım ne diyecekler dediğimizde, okulumuzun müdürü madem böyle bir durum var, bence hemen getirin çocuğu. İkinci döneme kadar alışma evresi geçirir çocuk. Hem okula, sınıfa, arkadaşlarına ve öğretmenine alışır. İkinci dönemde rahat rahat gelir dedi ve biz üçüncü sınıfın kasım ayında evimizin önündeki istiklal ilköğretim okuluna çocuğumuzu verdik.Çok da tatlı bir öğretmenimz oldu.Sağolsunlar İrem'le de güzel ilgilendiler. Ayrıca annemler Ankara'da olduğunda annemler, onlar yokken de komşularımız ve daha sonra İrem için tuttuğum bayan İrem'i okuldan alıp eve getiriyordu. İşte o ilk yılların eksiklikleri öğretmenimizi de etkiledi. Mesela İrem'in ilk geldiği yıllardaki durumundan sonra bayağı bir değişim olduğunu söylerdi. Bazen öğretmene ben yapmak, yazmak istemiyorum, falan dermiş. Yani sürekli çocukların yaramazlığına takılan, çocuklar sus pus olup kendisini dinlesin, kendiliğinden ödevlerini yapsın isteyen bir öğretmenin çocuğumda bıraktığı izlerin hala devam ettiğini düşünüyorum. Ders çalışma ve ödev yapma alışkanlığını o yıllarda öğretmen kazandıracaktı. Biz ne kadar üstüne düşersek düşelim bizi takmıyor çocuklar. Diyorum ya "öğretmen bakmıyor ki ödevlerimize niye yapacakmışım" derdi çocuk. Demek ki o zamanlarda öğretmen ödevleri kontrol edecek ve yapanları ödüllendirecek veya bir aferin diyecek çocuklara o şekilde sorumluluk kazandıracaktı.

Benim bir arkadaşım okulda dişlerini fırçalama alışkanlığı kazandırtmış çocuklara. Mesela her öğrencisine birer diş fırçası ve macun hediye etmiş. Beslenme saatlerinde başlarında durup beslenmelerini  yaptırırmış. Dişlerini çocuklar fırçalayıp öğretmenim fırçaladım diye sıraya girip gösteriyorlarmış ve arkadaşımda aaaa!dişlerin  o kadar beyaz olmuş ki gözlerim kamaştı beyazlığıyla diyip, çocukları motive edici sözler söylüyormuş.Çok takdir edilecek bir davranış.Öğretmenlik gerçekten kutsal bir meslek ve vicdan meselesi.Bu anlattığım birinci sınıf çocukları için.Bunları anlatırken o kadar gözleri parlıyor ve mutlu oluyor ki, öğretmenlik böyle bir şey diyorsun ve hak eden gerçekten oralarda olsun istiyorsun.İyi bir öğretmen yıllar geçse de hep, sevgiyle ve hayranlıkla öğrencileri tarafından anılıyorlar ve öğretmenlerinden öğrendikleri birçok davranışı da hayatlarına uyarlıyorlar.

Aslında eşim evimizin yakınındaki okula verme taraftarıydı her zaman. Ama ben o okul iyi diye oraya vermek istemiştim.Birkaç yıl üstün başarı yakalamış okullar bir süre adını duyuluyor tabii. Ama kızımın şansızlığı o yıllara ait öğretmenlerin yetersizliği idi. Diğer şubeler de bu sorunlar yaşanmamıştır belki de. Eşim için "öğretmen önemli, öğretmen iyi olacak der ve "en iyi okul eve en yakın okul" der. Ayrıca servis olayına da karşıdır. Servisle okula giden çocuklara kıyamaz ve kendi kızımızı da yollarda perişan olmasını istemediği için  başka okullara vermek istemedi. Zaten şu an da  bizim kendi evimizi bırakıp, okula yakın eve taşınmamızın nedeni de tamamen çocuklarımız için oldu ve rahatlığını da görüyoruz.Hem gözümüzün önünde, hem de eve yakın olması yıllardır özlemini çektiğimiz bir durum. Allah'ım herşeyin sağlıklısını ve hayırlısını versin....

4 yorum:

özlem dedi ki...

Sonuç olarak ve bir anne olarak şunu söyleyebilirim herkes eğitimci olamıyor, olan da bizim çocuklarımıza oluyor, umarım İrem şimdi daha iyidir. Ben d eaynı olayları ana sınıfındaki öğretmenle yaşadım, çok yazık çok.
Sevgilerimle canım.

Mehtap dedi ki...

Sevgili özlemciğim, haklısın canım.Benden size tavsiyem asla okul değil,öğretmen arayın.Çocuğumuzu şekillendirecek ve eğitimine yön verecek öğretmendir..sevgilerimle...

Balkahve dedi ki...

Neredeyse aynı sorunları yaşamış bir veli olarak,okurken kaç kez kalbimi tuttum acaba?
Ne zor günlerdi,evime yakındı ama
o yıl yeni gelmiş bir öğretmene düştü,kasım doğumlu oğlum ve iletişimi zor bir öğretmen,sonradan ruhsal tedavi görmekte olduğunuda kendi ağzından duymuş bir anne olarak,ayıp olması ile olmaması arasında kaldım.
Aslında oğluma ayıp etmişim:)
iki yıl zor dayandım ve nihayet okul değiştirdim.Şimdi evden uzakta bir okulda ama çok mutluyum.
sevgilerle

Mehtap dedi ki...

Sevgili Balkahve bu tür sorunları zaman zaman herkes yaşıyor maalesef.Öğretmenliğin kutsallığını bilmeyen ve birçok öğrenciyi heba eden sorumsuz öğretmenler de var maalesef.Bu durum bütün hayatları boyunca o çocukların başarısını etkiliyebiliyor.Sizinde sorununuzu halletmiş olduğunuza sevindim. zararın neresinden dönülse kardır.herşey gönlünüzce olsun.sevgilerimle.