20 Şubat 2009 Cuma

Benim Kızım Başaracak İnşaallah....

Dün İrem'in veli toplantısı vardı. İrem için yine isteksizlik, yaramazlıkları olduğunu öğrendim. Öğretmenimizle görüştükten sonra, birde rehber öğretmeni ile görüşelim dedi. Ben açıkçası görüşmek istemediğimi, konuşmaktan, sonuç alamamaktan dolayı yorulduğumu söyledim. Bu konu da elimizden geleni yaptığımızı ve psikiyatriste bile götürdüğümüzü söyledim. O nedenle okuldaki rehber öğretmeni ile birşeyi çözümleyemeyeceğimizi söyledim ama yine de aldı beni ve rehber öğretmeninin odasına götürdü. Öğretmenimiz beni Rehber öğretmenimizle tanıştırdı ve oturup konuşmaya başladık. Öğretmenimiz ve rehber öğretmenimizle üçlü bir görüşme oldu. Öncelikle okulda İrem'i tanımayan yok tabii. Hem sosyalliği yönünden, hem de yaramazlığından. Kendini sevdirmeyi, hayran bıraktırmayı biliyor. Saygılı, ölçülü, mantıklı ve sevimli olmayı bildiği kadar yaramazlık da yapan, arkadaşları ile arasında sorunlar da yaşayan bir çocuk. Ama yine debaşka öğretmenler ve okul yöneticileri tarafından da sevilen bir çocuk. Rehber öğretmenimizde bu vesile ile İrem'i tanıyanlardanmış. Bana öncelikle sizin çocuğunuz diğer çocuklardan çok özel.İnanılmaz zeki bir çocuk.Son derece sosyal, görsel zekası yüksek. En başta onun o ayrıcalığını kabul etmek zorundayız. Yaramazlığı da buradan geliyor dedi. Öğretmenimizde aynı şekilde rehber öğretmenini doğruladı. Ama işte bunların yanında sorumsuzluğu, derslere karşı ilgisizliği, dikkatsizliği dolayısı ile öğretmenimizi de çok yoruyor. Gerçekten özverili bir bayan. Çok takdir ediyorum. Bizi de tanıdığı için sorunun bizden yani aileden kaynaklanmadığını da biliyor. Rehber öğretmenine de bunu da söyledi zaten.Toplantı da söylediği şeyleri biz zaten başından beri uyguluyoruz. Televizyonu, amacı dışında bilgisayarı kesinlikte istemiyor.Öğretmenimiz evimize de geldi gördü. İrem'deki imkanların çoğu birçok çocukta yoktur. Evde de günde bir saat kitap okumalarını söyledi. Zaten bizde de akşamları ailecek kitap okuma saatimiz vardır. Bunu da daha önce söylemiştim. Hatta İrem'in bunda çabucak sıkılıp bırakmak istediğinde müsaade etmediğimi daha 15 dakikan var veya 20 dakikan var diye saatini hatırlattığımı da söylemiştim. Öğretmenimizde evet burada da aynı şekilde çabuk sıkılıyor dedi. Sonuçta sağolsun öğretmenimizde bunları bildiği için, üzülmememi ama İrem'in derslere ilgisini ve dikkatini nasıl yoğunlaştırabileceğimizin yollarını araştıralım dedi. Rehber öğretmenimizde bu konuda özel aktiviteler ile çocukların dikkatlerini yoğunlaştıracak bir yerden bahsetti. Aynı zamanda böyle çocukların yüzmeyle enerjilerini daha olumlu yönde kullanacaklarını söylediler. Yani anlaşılacağı gibi kızım başından beri söylendiği gibi çok zeki ancak çok uç nokta da olmasa da biraz dikkat eksikliği olan çocuk. Bunu psikatristlerde söylediler.Bunun da kaygılandırıcı boyutta olmadığını, Albert Einstein'ın da hiper aktif bir çocukluğu olduğunu söyledi. psikiyatrist zamanla kaybolur, çok bariz değil o nedenle ilaç kullanmasına gerek yok da dedi. Rehber öğretmenimizde ilaçlık bir durumu yok, sadece bahsettiği aktivitelerin olduğu yere götürmemizi, (kendi çocuğunu da götürmüş galiba) birde beyin ve fiziksel gelişime faydası olduğu için yüzmeye düzenli götürmemizi söyledi.Yine de bu kadar ilgisiz ve dikkatsiz ve yaramaz olan kızımın dersleri bu durumuna göre çok çok iyi ki. Kimbilir çalışsa nasıl olur. O günleri görebilmeyi umut ediyorum. Ama öncelikle Cenab-ı Allah'ımdan cümlesiyle birlikte çocuklarıma sağlıklı, hayırlı, uzun ömürler vermesini diliyorum.

13 Şubat 2009 Cuma

Ödül Hepinize Arkadaşlar!....:)))

Öncelikle beni bu ödüle layık gören Değerli arkadaşlarım İpek Aral'a (Minik Yaprak'ın Günlüğü), Asuman'a (Bizim Bebeğimiz) ve Neyran'a (Yaşamladans) çok çok teşekkür ediyorum , hepinizi çok seviyor ve kocaman öpüyorum.
Şimdi ödülün anlamı senin bloğunu seviyorum.Öncelikle kendi bloğumda sağ tarafta link vermiş olduğum blogların hepsini vaktim elverdiği sürece severek takip ediyorum. Bence her blog kendi halinde güzel. Nedeni de herkes kendinden birşeyleri burada paylaşmakta ve bizlerde kendimizden birşeyler bulduğumuz için bu arkadaşlarımızı takip etmekteyiz. Gerçekten okunmaya değer bulmasak ne diye vaktimizi boşa harcayalım ki. Samimi söylüyorum arkadaşlar. Bu benim için de geçerli, sizler içinde geçerli. Buraya bütün arkadaşlarım emek ve zaman harcıyorlar.Eminim ki en büyük ödül ise hepimize gelen güzel, motive edici yorumlar oluyordur. Öyle ki zaman zaman buradan ayrılmayı düşündüğümüz zamanlar oldu ancak sizlerden gelen güzel yorumlar insanı gerçekten buraya daha çok bağlıyor. Bunu buradan itiraf etmek isterim. Ben de bunu bildiğim ve yaşadığım için mümkün olduğunca okuduğum arkadaşlarıma yorum bırakmaya çalışıyorum. Geçenlerde sevgili Primarima arkadaşımız da bu konu ile ilgili yazı yazmıştı. Yorum bırakmadığım zamanlarda ben de rahatsızlık duyuyorum ancak bazen de gerçekten bunu gerçekleştirmeye zamanımız olmayabiliyor. Öncelikle şunu belirtmek istiyorum. Sabah işe geldiğimde ilk işim bilgisayarımı açmak ve direk bloğuma girmek oluyor. Bu arada takip ettiğim arkadaşlarımdan yazılarını güncellemiş olanları kahvaltımı yaparken okuyorum. Daha sonra öğlenleri de çok zaman odamda olduğum için öğlen arasında da bakıyorum. Tabii bu arada benim de gireceğim yazılarım varsa onları da yayınlıyorum. Evde ise yüklemem gereken resimler varsa taslak olarak gece geç saatlerde çocuklarımı uyuttuktan sonra yüklüyorum.Yani elimden geldiğince buradaki görevlerimi aksatmadan yürütmeye çalışıyorum. Ama keyifle yaptığımı belirtmek isterim. Bunun için uykusuz kalmayı bile göze aldığımı söyleyebilirim. Konuyu nereden nereye getirdim. Ama belki bilinmek isteyebilir diye yazmak istedim. Bu arada ben bloğuma yazı yazarken o an gönlümden ne geçiyorsa onu yazıyorum. O nedenle anlık ruh halimi sizlere yansıtıyorum. Aslında keşke öncesinden hazırlık yapabilsem, taslak hazırlasam çok daha iyi olur ama bunu da kendimde zaman kaybı gibi görüyorum. Daha doğrusu üşeniyorum desem yeridir.
Şimdi tekrar konuya dönmek isitiyorum. Bende bu konuda seçim yapamayacağım arkadaşlar. Çünkü her birinizi ayrı ayrı seviyorum. Bu nedenle bu ödülü hepinize veriyorum ben de. Daha önceki uluslararası arkadaşlık ödülünde de aynı tutumla yaklaşmıştım olaya. Şimdi de gönlüm böyle istiyor. Ödül hepimizin!......Alkışşşşşş(lar) HEPİNİZE!.......

NOT : Arkadaşlar özür diliyorum.Diğer bloğumdan kopyalama oldu ama sonuçta aynı düşüncelere sahip olduğum için tekrar yazamadım.

12 Şubat 2009 Perşembe

Minik Kızımdan İnciler..:)))

Dün alışverişe gittiğimizde minik kızımı da bu sefer yanımızda götürdük. Genelde anneanneye bırakıyorduk. Biz alacaklarımızı beğenmeye çalışıyorken Bebeğim, minik galatasaraylı bir bodyi "anne bunu bana al" diye getirdi. Bende "aaa! bu Galatasaray armalı bir body" dedim. Sonra da "sen Galatasaraylımısın. Ama bu sana çok küçük. Onu minik bebişler giyiyor. Sana olmaz" dedim ve elinden almama hiç itiraz etmedi. Ben de aldım yerine koydum. İşimizi bitirip arabaya bindikten sonra Durduk yerde "anne Galatasayay ney demek" diyerek beni şaşırttı. Ben de anlamaz ve o konu orada kapanır diye düşünmüştüm ama yavrumun aklına takılmış ki, o kadar zamandan sonra bana sorması açıkçası şaşırttı beni. Yani bütün işlerimiz bitip arabaya binip evimize giderken, sanki uygun zamanı bekliyormuş da, orada sormasının sırası değilmiş gibi bir durumla karşı karşıya kalmış oldum bende. Tabii açıklamasını da yaptım ama ne derece anladı bilemiyorum. Hani "televizyon da top oynuyorlar da, baban da sevredip goool diyor ya, işte o demek" dedim. Bilmiyorum daha başka nasıl anlatabilirdim. İlk aklıma gelen bu oldu.

Dün de bebeğimle yine merdivenlerden inerken elimden tuttu. "Bebişler anneleyinin eliyden tutay de miii anne? dedi. Normalde kesinlikte tutturmaz ve "ben büydüm büydüm, abla odum, bilomusun?" der. "Biloomusun" ve "de mi" kelimemiz çok sık tekrarlanır. Hemen hemen her konuşmasının arkasından uygun olanı hangisi ise onu mutlaka ilave eder."Demi" kelimesi aynı zamanda kendini tasdikletmek oluyor. Bizde "tabii kızım, eveet kızım" diyoruz doğal olarak. "Bilomusun" da da bilgiçlik taslıyor aklı sıra.

11 Şubat 2009 Çarşamba

Yaş Problemi...:)))

Daha dün gibi hatırlıyorum İrem'in doğduğu günü... Evet dün gibi. Dile kolay 10 yıl gibi bir dün. Yani 10 yıl=Dün gibi. Sanki 4. sınıf öğrencisine sorulmuş basit bir yaş problemi gibi...Aslında cevap hey aynı.Evet dün gibi. Haaa! Bu arada İrem'im 4. sınıfa gidiyor. Ama onun çözdüğü problemler;baba ile kızlarının bugünkü yaşlarının toplamı şu kadar, 10 yıl sonra yaşlarının toplamı ne olur tarzından. Demek istediğim hayat, bir matematik problemi gibi. Hayatın çarpanları, bölenleri, artısı, eksisi, çapı, çevresi formüle edilmiş zaten. Onun için 10 yıl=Dün gibi diyebiliyorum belki de. Yine düşünüyorum da 1 idim, 2 oldum. 2 idim 3 oldum. 3 idim 4 oldum. Yani; ben, eşim, büyük kızım İrem ve küçük kızım Deren. Hepsi bu kadar. Deren'de bir kaç gün önce doğmuş gibi sanki. Daha dün kaşık mamaları yemiyor muydu? Daha dün örümceğinde koşuştur muyormuydu? Vay be! Neredeyse 3 yıl bitecek. Mayısta o da 3 yaşını dolduracak. Al sana bir matematik sorusu daha. Abla ile kardeşinin bugünkü yaşları toplamı 13 tür. 10 yıl sonra ( Allah'ın izniyle tabi ki) yaşlarının toplamı ne olacak? Cevap çok basit. Dün gibi....
İşte böyle dostlarım...Çocuklar; ebebeynlerin duygularını, düşüncelerini tek kalemde yazdırıveriyorlar. Bizlere hayatın formülünü daha doğrusu matematiğini öğretiveriyorlar. Çünkü onlar büyüyorlar, büyüyorlar, büyüyorlar!
Ama unutmamak gerekir ki çocuklarımız dünyamızın süsüdür. Çocuklarımız gözümüzün nurudur. Onları çok seviyoruz. Seviyoruz. Seviyoruz...

2 Şubat 2009 Pazartesi

DEE Mİ Baba!..:)))

Küçük kızım Deren son günlerde kurduğu cümleleri öyle pekiştiriyor ki inanılmaz hoşuma gidiyor. "Ben seni üzmüyom de mi baba; TV'de gördüğü bebeğe: Bu bebek büyücek de mi, baba, ben de öyleydim, artık büyüdüm de mi baba, sen tıyaş oldun de mi baba" gibi. O kadar tatlı, o kadar doğal, o kadar içten ve saf söylüyor ki sadece size, ona: "evet kızım", "evet kızım" demek ve o tatlılığı doyasıya yaşamak kalıyor. Ne kadar da şirin oluyorlar... Ama o kadar da çabuk büyüyüveriyorlar. Doğduğu günü dün gibi hatırlıyorum.
Ya büyük kızım ! O çoktan büyüdü bile. Her şey dün gibi, peş peşe sıralanan bir kaç ay gibi. Oysa ne çabuk geçti yıllar. Bazen ona bakıp dalıp gidiyorum. "Bu benim küçük kızım mıydı!" diye kendi kendime soruyorum. Çimen gözleri, muzur bakışıyla "evet baba o bendim" diyiveriyor. İlk üç aylık hali, gazlı geceleri, üç yaşına gelişi, ilk kreşe başlayışı, anaokulu, okul heyecanı, ilk kamera çekimleri evet hepsi an gibi, dün gibi... Deren'de de aynı duygular. Aynı hisler. İrem yeniden büyüyor sanki.....
Geçenlerde albümlere baktım. Her şey gerçek bir düş, gerçek bir masalmış gibi geldi. İç çektim kendi kendime. Her şey an gibi akıp geçmişken, bizler de geçmişiz sanki. Resimlerde çok değiştiğimi fark ettim. Galiba çocukları büyütürken kendimizin farkına varmıyoruz. Daha dün çocuktum, bu gün ise çocuklarımın çocukluğunu anlatıyorum. Muzurluklarını, tatlılıklarını yazıyorum. Hayat böyle bir şey demek. An gibi, çocuk gibi, çocukluğum gibi, çocuklarımız gibi.
"De mi baba" diyen minik dudaklar, duygu deryamızda nasıl da bir derinlik oluşturdu. Onları çok seviyorum. Onlar doyunca doyuyorum, onlar uyuyunca uyuyorum, onlar hastalanınca hastalanıyorum ve onları her geçen gün daha da çok ama çok seviyorum.... "De mi kızım!"