30 Ocak 2009 Cuma

Uyutma Merasimlerimiz!...:)))

Çocuk büyütenler bilirler.Çocuklarınız kendi kendilerini idare edecek, kendi işlerini halledecek yaşa gelene kadar anneler evrim değiştirir gibi, hayat akışını değiştirmek zorunda kalırlar. Bu tamamen doğal bir süreçtir. Bir dönem çocuğunuz kendi uyumak ister, bir dönem ayakta sallanmak, bir dönemde sizinle yatmak isterler ve o sizi uyutana kadar muzurluklar yapıp, gecenin bir yarısında bir bakarsınız ki, minik kuzucuk sizi uyutmuş, daha sonra da kendisi uyuyup kalmıştır. Ama benim bütün işimin gücümün kalması ile birlikte çok da keyiflidir. İremciğim, uykusu geldiğinde iyi geceler öpücüğünü verir, kendi başına gider uyur. Ancak minişim bizim yatağımızda yanımda yatar. Bıcır bıcır konuşur, kalkar, tepemize çıkar."Anne omjunda yatcaam" diyerek omzumu gösterir ve orada yatar. Bir süre sonra sıkılır yanıma yatacağını söyler. Sonra minik kolunu boynuma atar, "sen de aykamdan sayıl bana" der ve "anne seni seviyooom" der. Sonra "babayı da seviyoom, İyem' i de seviyoom". "Ben seni sevmiyorum ama" derim. "Sen uyumuyorsun. Hep konuşuyorsun" derim. O da "seviyooon". der. "Sevmiyorum" derim " seviyooon lalancı" der. Sonra sarılırız, öpüşürüz. Sonra da nasıl sevdiğimi gösteririm. Bu seferde "anne seni öjledim" der. "Ben de seni seviyorum. Ben de seni özledim" derim. O kadar sevgi dolular ki. İçime sığdıramıyorum canlarımı. Sevildiğini o kadar çok iyi biliyor ki, kandırmacalarımıza bile inanmaz. Gece diyaloğumuz uzar gider. En sonun da uyumayacağa benziyor ve benim de pilim tükenmek üzere iken "önce ben uyuyacağım" derim o da "hayır önce ben uyucam". Ben "hayır ben uyudum bak" derim. O da "ben de uyudum" der. Bu uyutmam da biraz etkili olur. Etkili olmasa da gözler yumulduğu için muhabbetimize en azından ara verilmiş olur. Yaaa!.. aslında aramızda o kadar da güzel diyaloglar ve konuşmalar da geçiyor ki, ben çabuk unutuyorum veya tam toparlayamıyorum da. Onları da burada yazmak isterim aslında.

28 Ocak 2009 Çarşamba

Kurabişlerimle Kurabiyelerimiz....

Önceki akşam canım kızlarım ile hem birlikte vakit geçirmek, hem de onlar için etkinlik olsun, eğlensinler diye kurabiyeler hazırladık. Artık İrem bu tür işleri kendisi yapmak istiyor. Hamurunu kendi hazırlamak istiyor. Kendisi açmak istiyor. Ben de onlar için en eğlenceli kısmın hamurların üzerinde şekiller oluşturmak olduğunu düşünmüştüm ama hepten olaya el attılar minik kardeşi ile birlikte. Bana ise onları sadece izlemek ve resimlerini çekmek ve de fırını ısıtıp, kurabiyeleri fırına vermekden başka iş düşmedi. Sanıyorum farkında olmadan büyüyorlar canlarım benim. Aslında çok da şanslı olduğumu düşünüyorum. İki tane dünya tatlısı, hayat dolu, sevgi dolu, bıcır bıcır kızlarım var. Allahım Cümlesinin evladı ile birlikte benim çocuklarıma da sağlıklı, hayırlı, uzun ömürler versin.
Kurabiyemizin hamurunun hazırlanmasından bahsedeyim önce. Oda sıcaklığında bekletilmiş yarım paket margarin (ben tereyağ kullanıyorum), 1 yumurta, 1 fincan yoğurt, 1 fincan pudra şekeri, 1 paket kabartma tozu, 1 paket vanilya ve alabildiği kadar un. Hamurumuz kulak memesi yumuşaklığında olacak. Daha sonra iremciğim hamuru açıp kurabiye kalıpları ile şekiller verdi. Az bir miktarda kalan hamurada kakao katıp, kakaolu hamur oluşturup, değişik kurabiyelerimizi hazırlayıp fırına verdik.
Bütün bunları yaparken minik prensesim boş durur mu hiç. Hele de el atmasa hiç olmaz.Evin hakimiyeti onda şu anda. Onun dediği mutlaka evde olacak. Bizde onun istediği de yerine gelsin. Onun emeği bulunsun diye bir parça hamur eline verdik. Ablasına şöyle bir göz atıp onun gibi yapmaya çalıştı.Önce hamuru açmaya çalışıp, minik parmakları ile bastırıp, kalıplar ile hamuru kesti. Arada ağlayarak ablasının elindekileri almaya, verdiğimiz hamurla yetinmemeye bile başladı ama güzel bir etkinlik oldu. Kurabiyelerimizin üzerine evde fazla malzeme kalmamış olduğu için ben sadece pudra şekeri serpmeyi düşünüyordum ama İremciğim pudra şekeri ile tarçını karıştırıp serpmek istedi. Bende pudra şekeri ile tarçını karıştırıp kurabilerimizin üzerine serpiştirdik.

26 Ocak 2009 Pazartesi

Benim Minik Kızım da Okurmuş!...


Canım bebişim, evde önünde ona model olacak kişiler olunca o da o modelleri taklit ederek büyümeye çalışıyor. Özellikle de ablayı model almaktadır. Ayrıca ablasının herşeyini sahiplenmektedir. Resimde gördüğünüz bebişimin 5-6 aylık dönemleri. O zamanlar daha yürüyemiyor ve örümcekle adeta evin içinde paten yapar gibi manevralar çiziyor, pıtı pıtı yürüyor, ani dönme hareketleri yapıyor, örümceğin içinde koşmaya çalışıyordu. O kadar tatlıydı ki. Maşaallah benim kuzucuğuma. Allah cümlesinin evladı ile nazarlardan esirgesin. Herşey daha dün gibi.
Bugünse bebeğim 3 yaşın içinde (2 yıl-7 ay). taklit olayımız tam hız devam ediyor. O da şimdilik okumaya pek hevesli. Her sabah arabayla okulun önünden geçerken heyecanla "anne bak, abanın okulu veya iyem'in okulu veya benim okulum" diyor. Okul olayına pek hevesli. Okumaya da. Eline defter, kitap ne bulursa geçiriyor ve aklı sıra okumaya çalışıyor. Hikaye senaryoları yazıyor. Şu an aklıma pek gelmiyor ama "cocuk odula ditmis. Öğretdidi delmis.......falan...Daha başka hikayelerde uyduruyor. Ben o sırada ev işleri, ev toparlamaları içinde olduğum için ve hemen de kayıt yapamadığım için hatırlamıyorum. Hikayesini bitirdikten sonra da "masal da bu da bitmissss" diyor.



Yarı Yıl Tatiline Girerken...

Bu arada İremciğimin karnesine hiç değinmek istemedim. Çünkü takdirlik bir öğrenci iken teşekkür aldı benim kızım. Matematik ve ingilizce dersimiz düşük geldi. İrem kesinlikle ders çalışmayı, okumayı sevmeyen bir çocuk. Aslında okumayı da sevmemesine rağmen Türkçe dersi nasıl 5 oluyor onu da anlamıyorum. İnanın ders çalışmak istemiyor. Daha çok oyun oynamak, resim yapmak, televizyon izlemek, müzikle ilgilenmekten hoşlanıyor. Evde ders çalıştırmak istediğimiz zamanda dikkatini vermiyor. Bizi bayağı zorluyor. Başka çocukları görüyorum yazılıları olduğu zaman odalarına kapanıp, ders çalışıyorlar. Yazılılara odaklanıyorlar. Benim kızım o kadar rahat ki. Sanki o daha öğrenci değil. Onun yazılısı yok. Okula değil de, sanki kreşe gidiyor gibi. Okulunu da seviyor. Cuma günü karne günü idi. O gün ben de tam anlamı ile sevinemedim. Çünkü İrem'den beklediğimiz başarı maalesef gelmedi. Notlarını az çok biliyorduk gerçi. Sürpriz olmadı sonuç. İrem için sağlamış olduğumuz imkanlar birçok çocukta yoktur. Sırf odasında kapı arkasında yerden tavana kadar kitaplık yaptırdık ve her türlü kaynaklar, dergiler, kitaplar mevcut. Anne baba olarak biz akşamları televizyon izlemeyiz, kitap okuruz fırsat buldukça. Bazen İrem'in kitaplığından gözüme kestirdiğim dergileri, kitapları alırım ve ben bile okurken o kadar keyif alırım ki. Çok eğlenceli ve çocuklar için hazırlanmış. Okurken sıkılmalarına imkan yok. Ama biz alıyoruz bunları veya kendisi aldırıyor ve koyduğu gibi kalıyor.Elini bile sürmüyor. Okuma alışkanlığını nasıl kazandıracağımızı bilemiyorum. Allahtan okullarda okuma saatleri diye etkinlik kondu da, orada biraz okuyabiliyorlar.Yoksa mümkün değil evde okutamıyoruz. Okumamasına rağmen çok güzel hikayeler ve öyküler de yazıyor. Kısacası benim kızım böyle bir çocukken teşekkürü alabiliyorsa, çalışırsa çok daha büyük başarılar gösterip takdir de alacağına inanıyorum. Ama yine de canı sağ olsun diyorum. Allah hayırlısını versin. Ben bu konuda biraz daha katıyım ve eşim de bana göre daha esnek. Senin çocuğun başarısız değil ki, hem de zorla olacak birşey değil. İçsel motivasyonun gelişmesi ile alakalı diyor.

22 Ocak 2009 Perşembe

Kızlarımla Güne Başlarken...

Kızlarım biraz grip gibiler. İremciğim sürekli hapşırıyor. Gece burun tıkanıklığı oluyor.Gece odalarında buhar makinasını biraz açtık. Doğal yollarla,ilaç kullanmadan atlatmasını sağlamam lazım. Havalar çok dengesiz. Bazen kuru ayaz bir hava, bazen de yazdan kalma güneşli bir hava. Gerçi güneş insanın içini ısıtıyor. İnsana pozitif enerji veriyor. Ama bu havalar da dikkat edilmesi gereken aldatıcı havalar. İrem'ciğim hiç aldırmıyor. Artık o kadar dik başlı oldu ki, bildiğinden kalmıyor. Zaman zaman atkısını, şapkasını, eldivenlerini almadan çıktığı oluyor. Ben arabayı çalıştırana kadar geç kalıyorum diye fırlayıp gittiği oluyor. Bense evde hem evi topla, hem kendim hazırlanayım, İrem'in beslenmesini, kahvaltılarını hazırla, ufaklığı hazırlayayım derken hangi birine yetişeceğimi şaşırıp kalıyorum. Evden çıkarken de kış ayı olduğu için yükümüz de ağır bir şekilde telaşla çıkıyoruz.Eşimin mesaisi daha erken başladığı için o bizden çok önce çıkmak durumunda kalıyor ama bazen birlikte çıktığımız durumlarda sağolsun çok destek oluyor.
Bu arada İrem'i ikinci kez psikiyatriste götürdük. İlk seanstaki tavsiyelerini yineledi doktorumuz. İrem'le başbaşa, özel geçirilecek imkanlar yaratmamızın faydalı olacağını söyledi .Çünkü görüşmelerinde bayağı bir şikayetleniyormuş kardeşinden. Halbuki birlikte de vakitler geçiriyoruz. Geçen hafta "Bolt" filmine gittik. Çok eğlendi mesela. Hafta sonları dışarı çıktığımızda kış ayı olduğu için ve ufaklığımızda hareketli olduğu için anneanneye bırakıp zaten İrem'le birlikte oluyoruz. Birlikte alışverişler yapıyoruz. Birlikte geziyoruz. Birlikte kekler yapıyoruz. Daha doğrusu kızım artık kendisi kek yapıyor. Benim hiçbir katkımın olmasını istemiyor. Sadece "izle beni" diyor. İnanılmaz güzel, leziz kek denemelerimiz oldu. Tam üç kez. Ölçüler de belirli olduğu için kolay ezberledi. İlk fırsatta onu da paylaşırız.

8 Ocak 2009 Perşembe

İki kardeşi İdare Etmek...

İrem'le zaman zaman sıkıntılarımız oluyor.Nasıl davranmamız konusunda bazen çaresiz kaldığımız zamanlar oluyor.Bende bu konuda psikiyatristik destek almaya karar verdim.Bir çocuk psikatristine gittik ve düzenli gitmeyi de düşünüyoruz.
Malum bende iki kız çocuk annesiyim.Çocuklarımla aralarında 6 yaş fark var.Büyük kızım 9,5 yaşında.Küçük kızım 2,5 yaşında.Biz her ne kadar İrem'i daha çok önemsiyormuş gibi davransak da kardeşine karşı kıskançlıkları aşırı boyutlarda.Çevreden İrem'le konuşurlarken "kardeşin ne yapıyor?" diye sorduklarında "ıyyy!..gıcık o" diyebiliyor. Kendisi resimlerde bebekliğinden beri fotojeniktir.Çok güzel pozlar da verir. Ama kardeşiyle aynı karede olan resimlerde o sinirli,hoşnutsuz yüz ifadesi ile resmi mahveder.
Psikiyatrist "İrem'e kağıt ve kalem verip bana dışarıda bir insan resmi çizer misin?" dedi.Sonra bizimle konuştu.İlk seansımız kısa sürdü.Bir daha ki aile terapi için randevu alırsak daha uzun zaman ayırabileceğini söyledi. Randevulu çalışıyorlar malum...İrem' in bu tutumlarının normal olduğunu söyledi. "Kardeş onun için bir kuma gibidir.Sizler evde ikinci bir bayana veya erkeğe tahammül edebilir misiniz? edemezsiniz. Siz ne kadar farklı davranırsanız davranın, öncelik haklarını ona verin. O kardeşin varlığı onu rahatsız edecektir" dedi.
Önerisi, düzenli olarak, aksatmadan, haftanın belirli günlerinde ufaklığı belirli bir yerlere bırakıp; anneanne mi olur, başka birileri mi olur. Bütün zamanınızı onunla geçirin. Kız çocuğu olduğu için anneyi model alırlar.O nedenle her gün belirli bir zaman diliminde birlikte anne-kız olarak vakit geçirin.Birlikte saçlarınızı yapın, yemek yapın, kitap okuyun, oyun oynayın vs. ufaklık ağlasa bile aldırmayın. Bizde "bunları yapıyoruz ama düzenli olmuyor" dedim."Düzenli olacak ve alışkanlık haline getireceksiniz" dedi...
Bu arada İrem 5 dakikanın içinde kağıdı kızlı-erkekli insan resimleri ile doldurmuş getirdi.Ben bitirdim diye.Çok hızlı ve detaylı çizmesi psikiyatristin de dikkatini çekti."Ne güzel çizmişsin.Bizi dışarıda bekler misin biraz?" dedi. Sonra inceledi ve "çok büyük bir yetenek" dedi.daha sonra da İrem'le görüştü ama daha kısa sürdü görüşmesi.Asıl görüşmemiz bir daha ki seansa. Randevu aldık.Burada paylaşacağım onu da.Çünkü bizim durumumuzda olan ebebeynlere faydası olacağını düşünüyorum.Bu görüşme üzerine İrem'le yaptıklarımızı da daha sonra anlatacağım.Sevgiler.

6 Ocak 2009 Salı

Vayyy! Seni Cadı Vaayy!..:)))

Yemek yapıyorum küçük kızım yanıma geldi masaya oturdu. Birkaç kağıt ve birkaç tane de kuru boya almış.
-"Resim mi yapıyormuş benim bebişim" dedim.
-"Eveeet! öğretdidi gelecek."
-" Öyle mi" dedim.
- "eveeet! İrem' e kızacak."
-"İrem' e niye kızacak" dedim.
-"İyem yalalazlık yapıyo. İyem beni üzüyo yaaa! Ondan ona öğretdidi kızacak İyem'e."
Çok fena yaa! ablasının çileden çıktığı kadar, çocuk psikatristisinin dediği kadar var. "Onlar birbirini kuma gibi görür" dedi psikiyatrist. Özellikle abla için söylenmiş bir laf ama ufaklık da ondan kalır değil yanii.