14 Aralık 2009 Pazartesi

AKDENİZ

AKDENİZ

Şafakta parlar gün batımı,
Yansır denize,
tuzlu suda parlar,
O güzel ışığı.

İzlemeye doyamazsın,
Tadına bakamazsın,
İçimdeki o duyguyu,
Anlayamazsın.

Yürürsün sahilde,
Gelmez ki sonu beklersen,
Tatlıdır duygusu,
O güzel tuzlu suyun.

Geceleri sıcaktır,
İçini ısıtır,
Çok bunaltıcıdır,
Denizi ferahlatıcı.

Kışın heyecanla beklerim,
O güzel yazı,
Bisiklete binip,
Hayatımı yaşamayı.

Bir görseniz tadına doyulmaz,
O güzel meyveler yenilmeye doyulmaz,
Biliyorum farklı birşey var orada,
Akdenizi görürseniz doyamazsınız tadına.

Fazlasıyla anlatamıyorum size,
İçimde bir his var,
Çok seviyorum orayı,
Çözemiyorum içimdeki olayı.

Yolculuğu da güzel,
Biraz bulantılı olsada,
Farklı hissediyorum orada,
Tuzlu suyun dalgalarıyla.

Öyle güzel ki,
Bugünlük bu kadar,
Akdenizin suyuna bak,
İçindeki hissine bak.

İrem.

Akdeniz,yaza ve denize olan özlemini İrem'ciğim bu duygularla mısralarına dökmüş.

4 Kasım 2009 Çarşamba

Kreşimize Dair...

Minik kızımın kreşinden son derece memnunuz.Geçen haftalarda seminer ve devamında da toplantı yaptılar.Kreş müdüremiz Nadide Hanım, sınıf öğretmenlerimiz, drama,satranç, jimnastik,orf çalışmaları için ayrı öğretmen,ingilizce öğretmenimiz her biri ayrı ayrı profesyonel ve bu işi sevgi ile yapmış olmaları ayrı bir mutluluk verici.Öğretmenimiz olsun, müdüre hanım konuşmasında çocuklarınız bizimle, biz de onlarla burada çok mutluyuz.Çocuklarınızı çok seviyoruz.İyi ki onları doğurmuşsunuz, iyi ki bizlere vermişsiniz demeleri, bu kadar sevgi dolu olmaları bizi gerçekten mutlu ediyor.Daha önce İrem'i hep özel kreşlere gönderdiğimi, çok paralar ödediğimiz gibi, hiç de hoşnut olmadığımız birçok yönlerle karşılaştığımızdan bahsetmiştim.Deren'imiz ise Kurumsal bir kreş ve hiçbir ticari amaç gütmedikleri gibi,işlerini bu kadar sevmeleri bizim içinde çok mutluluk ve güven verici tabii.Çok kısa sürede yapmış oldukları etkinliklerden ve çocuğumuzun mutlulukla gitmek istemesi, öğretmenine sevgi ile sarılması, öğretmeninin kucağında öğretmeninin saçlarını okşaması kendisininde o sevgiyi aldığını açıkca gösteriyor.Etkinliklerde bayağı dolu dolu geçiyor.Öğrendikleri şarkılarda hep kavramlar,sayılar, renkler ve şekilleri öğreten yanlar var mesela.Bunları niye tekrar yazdım.Tabii ki ileri de unutmamak için.Şimdi de öğrenmiş oldukları tekerlemenin birini yazayım,unutulmasın yine.

İki kedi buluşmuşlar,
Mırıl mırıl konuşmuşlar,
Biri demiş ben fare yakaladım,
Diğeri demiş ben tabakları yaladım.
Offf çok yorulmuşlar,
Biri çıkmış üst odaya,
Diğeri inmiş alt odaya,
Tekrar buluşmuşlar
Mışıl mışıl uyumuşlar,
1,2,3,4,5,6,7,8,9,10(onnnnn)
Günaydınnnnn!

11 Ekim 2009 Pazar

İrem'in Doğum Gününden...

Dün irem'imizin doğum gününü arkadaşları ile birlikte kutladık.Organizasyonunu tamamen kendisi halletti.Bense hazırlıkları yaptım.Hafta sonu sınıflarının kursu vardı.arkadaşlarına daha erken saate randevu vermesini söylediğim halde herkese 14.30'a randevu vermiş.Her arkadaşına uygun kişiliğine veya zevklerine göre esprili davetiyeleri kendi resim yeteneğini kullanarak hafta içi hazırlayıp vermiş.Ben aslında arkadaşların arasında ayrım yapmadan davet et.Zaten herkesin gelmesi mümkün değil.Çoğunun da başka planları olur dedim.Ama benim kızım en samimi olduğu arkadaşlarına vermiş.Hatta bazı arkadaşları İrem ne olur bizde gelelim demiş ama maalesef İrem kabul etmemiş.Özellikle de erkek arkadaşlarını seçmiş bu konuda.Erkek çocuklarının bazıları yaramazlık yapabiliyorlar.O nedenle davet etmek istemediğini söyledi.Ama ben ev ortamında o taşkınlıkları yapamazlar.Madem istiyorlar davet et dedim ama yine de kendi düşüncesine göre hareket etmiş.Randevu saatini de erken saate vermesini söylediğim halde anne sen rahat rahat hazırlanasın diye o saati verdim dedi.
Resimleri yine karışık koydum. Ancak çocuklarda kurstan çıkmışlar.Dolayısı ile çok acıkmışlar.O nedenle Fazla vakit harcamadan hemen doğum gününü kutlamaya geçtik ve çocuklar da çok acıktıkları için servisi rahat rahat yapmama fırsat vermediler.Hemen masaya oturdular.Oysa ben koltuklarda otururlarken verilen ikramları afiyetle yerlerken de İrem için hazırladığımız müzikli klibi açacaktım.Neyse masalara oturdular.Tabaklarına servis yaptım.İrem'in doğduğu günden bugüne kadar ki görüntülerini Volkan KONAK'ın mimoza çiçeğim eşliğindeki müziği ile oluşturduğumuz klibi de açtım.Bu sefer LCD ye ters oturan çocuklar arkalarını dönerek izlemek zorunda kaldılar.Klip olayımızda aceleye geldiği için müzik seçimlerimizi ayarlayamadık.Daha geniş bir zamanda uygun bir müzikle tekrar bir klip oluşturmak istiyorum. Sonuç olarak güzel ve aceleye gelmiş bir doğum günü oldu.Yukarıdaki resimlerde de görüldüğü üzere yediler içtiler,eğlendiler,şarkılar söylediler, Oyunlar oynadılar. Canım kızıma sağlıklı,hayırlı,uzun,sevgi dolu nice seneler nasip etsin Cenab-ı Allah inşaallah.İyi ki doğdun Bebeğim!...Seni çok seviyoruz!...
Yine herşey gibi, bu da aceleye gelen bir yazı oldu ama, ama.......................................Neyse....................

1 Ekim 2009 Perşembe

Gösteri de Yapıyorlar...:)))

Kızlarım asla oyuncaklarla ilgilenmediler.Deren'i tekrar büyütüyorum derken bu yönünden de ablaya çok benzetiyorum.Daha çok rol odaklı, dramatize oyunlar, şarkılar,danslar ve çizimlerle daha çok vakit geçirmeye ve bu uğraşlarına bizleride dahil etmekten daha çok keyif alıyorlar.İrem son günlerde kendi reportuvarını mp3'nde oluşturdu.Hepsini bilmiyorum ama daha çok hepsi grubunu ve bugünlerde Erol EVGİN ağabeyimizi çok dinliyor ve şarkılarını da ezberledi kardeşi ile hem söylüyorlar,hem de hareketli şarkılarda dans ediyorlar.Hatta eve gelen misafirlerimize bile ufak bir gösteri yapmayı da ihmal etmiyorlar.Hatta ben mutfaktayken gelip, bana da aynı gösterileri zaman zaman yapıyorlar.Erol ağbeyimizi bende küçükken çok severdim ve dinlerdim.şimdi de kızlarım çok severek dinliyorlar.Çok saygı duyduğum bir insan.Hem sanatına, hem de kişiliğine...Bu arada İrem yazarken gelde ve Aslı GÜNGÖR'ü de beğenerek dinlediğini söyledi.Bugünlük benden bu kadar.Sevgi ve selamlarımla...

23 Ağustos 2009 Pazar

...:))))


Şu an kızlarım sevgili Erol EVGİN'in "etme eyleme canım" şarkısına eşlik edip, dans ediyorlar.Üstelik yemek yerken şarkılar öyle bir coşturdu ki, yemeği yarım bırakıp ayağa fırladılar. Ahhh! bu kızlar bir alem yaa!.Şu an eşim kamerayı kaptı, ben de fotograf makinasını kaptım ve hemen sıcağı sıcağına naklediyorum buraya. Bu arada Deroşum etme eylemeye itekleme diyor.bazen başa sardırıyor. "İteklemeyi aç" diye.Sabahta araba da sürekli bu şarkıyı istiyormuş.eşim tek tek şarkıları geçerken hayır bu değil, bu değil, tam şarkıyı açarken hahh! tamam bu diyormuş ve arka koltukta şarkı ile coşarak kreşine gidiyormuş...Erol ağbimizi çocukluğumda ben de keyifle dinlerdim ve hayranıydım.Şimdi benim çocuklarımda sevdiğine göre nesilden nesile unutulmayacak. Çok özel, değerli, saygıdeğer ve unutulmayacak sanatçılarımızdan kendileri de...

Yaz Akşamı...

Güzel bir yaz akşamından, keyifli, hoş, tatlı esintili geçen bir an...

:)))

İrem kardeşini zaman zaman süslüyor.Bazen de çocuğu çok komik hallere sokuyor.Biz de gülmekten kırılıyoruz.Ne bulursa takıyor takıştırıyor. Minik de bütün kız çocukları gibi süse püse meraklı olduğu için o da durumdan hiç şikayetçi olmuyor tabii ki. İrem bana, o da ablasına özeniyor. İrem benim eşyalarımı kullanmak istiyor, o da ablasınınkileri.
İrem zaman zaman da kardeşinin saçlarını tarıyor, örüyor, tokalıyor. Bu durum bazen benim de işime yaramıyor değil yani.Çünkü herşeye bazen yetişemiyorum. Bundan bazen büyük keyif alıyor. Ufaklıkta tabii bu durumdan dolayı ablasına boyun eğince, İrem sanki oyuncak bebeğin canlısıyla oynuyor gibi hissediyorum kendimi diyor...

22 Ağustos 2009 Cumartesi

Resimler Konuştu Bu Sefer...


Ben bu günlerde susmak istiyorum.Pek yazasım yok ama en çok kızlarımın bloğunu güncellemek istiyorum.Ama olur olmadık, havadan sudan şeyler yazmak da istemediğim için, yazacak önemli konu bugünlerde bulamıyorum. O nedenle bende dedim ki, bu sefer de "ben susayım resimler konuşsun"...dedim ama resimler puslu oldu photoshop'da...Artık idare edeceğiz. Çünkü yenilemeye hiç vaktim yok maalesef.Sevgiler...

14 Ağustos 2009 Cuma

:))))))))))))))

Baba ve abla ile öğretmencilik oynuyorlar.Öyle kaptırdı ki kendini.Bayağı bayağı ciddi ve düzenli bir öğrenci konumunda.
"Öğyetmenim, benim akadaşım bana kötü öynek oluyo ya, deysleyimi yaptım,puyoplemimi çözdüm ya" diyor.Terliklerini giyiyor.
"teys oldu değil mi öğyetmenim" diyor. düzeltiyor.
"öğyetmenim çoyaplayımı giydiysene" diyor.Babası da bunlar kirlenmiş annene ver diyor.
"Ama benim baççada yok" diyor.
"bi tane ablam var,kardeşim de var".üçünün adı da cerenmiş.Sabah kardeşini kaldırıyor muş.
"Kadeşim kalk yemek yiyeceğiz diyoyum.ben kendi yatağımı da topluyorum, kadeşimin yatağını da topluyoyum,ablamın yatağını da topluyoyum.
Babası kardeşin nerede yatıyor diyor.Biraz düşündükten sonra
"dolapda yatıyoy" diyor.Telefon
"benim"
diyor. nereden aldın diyor.babam verdi diyo.Babam nereden aldı diyor.Parayla aldı.Parayı nereden aldı diyor cebinden veriyo.Cebine nasıl geldi diyor.adamlar verdi ya diyor.Telefondan ablayı da arıyor.Nerdesin diyor, kardeşim nerede diyor.Araba yok babam götürdü yaa diyor.Babasına öğyetmenim diyor hep.sonra bi ara baba dedi.sonrada öğyetmenim ben seni babam sanmıştım diyor.Şu an içeride oynarken bende buradan yazmaya çalışıyorum ama o kadar ağzı laf yapıyor ki maalesef yetişemiyorum.
"Ama ama öğyetmenim şimdik beni dinle"
Yine telefonla kardeşi ile konuşuyor."yatsana" diyor."Ben okudayım". Sonra kızıyor."Küstüm sana bir daha senin ablan olmayacağım" diyor.

Hangi birini yazacağımı şaşırıyorum.Çok anlamsız oldu ama keşke kelimesi kelimesine yazabilseydim.Çok muzip konuşmalar, bilmiş laflar ediyor.Bunlar biliyorum ileri de unutulacak cinsten anlar olduğu için yazmak istiyorum ben.Çocuklarımın güncesi burası, her ne kadar günlük yazamasam da.oyuncak materyallere karşı son derece ilgisiz.Rol odaklı,dramatize oyunlar daha çok ilgi alanına giriyor.Ne dersiniz minik kuzum da aktris mi olacak acaba?Şaka Şaka...şaka bir yana Bu hallerine hala inanamıyorum.Son üç yılımız da o kadar çabuk geçti ki...Cenab-ı Allah sağlıklı,hayırlı,uzun ömürler versin inşaallah yavrularımıza.AMİN!..

4 Ağustos 2009 Salı

R' ler Üzerine...:))

Deren'imin üç yaş itibari ile konuşmalarında "R" lere yer olmayan kelimelerini de ileri de hatırlamak adına yazmak istiyorum.Konuşmaya başlayalı neredeyse bir yıl olacak ama aklıma gelmedi bir türlü yazmak.Önceleri yeni söylemiş olduğu kelimeleri yazıyordum.Çok da iyi oluyordu.
Hatta yeni yeni konuşmaya başladığında " cep" ile "çöp" tersten söylemesi bizi bayağı eğlendiriyordu. Onunla ilgili burada da yazmıştım hatta. Şimdi "R" lere yer olmayan kızımın incilerine:
Oluy- Olur
İyem-İrem
Ayaba-araba
Tetettül edelim- Teşekkür ederim
teloton-telefon

1 Ağustos 2009 Cumartesi

İrem'in Yaz Kitapları..:))

Bunlar İrem tatilde okuması için aldığım kitaplar. Hepsi de harikaydı. Ara ara elime alıp inceledim.Zaten alırken de incelemiştim. İlk fırsatta bende okumak istiyorum. Birinci kitap(yazarı Çiğdem CAN-Kitabın adı-kolay, kısa ve keyifli bilim) bilimi çocuklara eğlenceli yönüyle anlatırken, ileride bilime dair konular geldiğinde kolaylıkla hatırlamasını sağlayacak.Yani öğretirken de güldüren bir kitap. İkincisi ise dünyaca tanınmış ve isimlerini tarihe yazdırmış olan ünlülerden bahsediyor.Bu kişilerin zor koşullarda yaşadıkları hayatı ve buna rağmen yoksul olmalarının başarılarına, ideallerine ulaşmak için engel olmadığına tanık olduğumuz ve çocukların en güzel şekilde kavrayabileceği bir dille yazılmış. Başkalarının hayatı hep ilgimizi çekmiştir ya, bundan yola çıkarak İrem'in bu insanlardan ders alabileceği, etkisinde kalabileceği ve daha çok sorumluluk sahibi olabileceğini düşünerek bu kitabı aldım ve okudu ve çok şey öğrendi.Daha da önemlisi ileride genel kültür bilgisi olarak aklında kalacağını da düşünüyorum. Üçüncü kitabımız da macera kitabı. İrem son zamanlarda arka sokaklara takılmıştı. Öyle ki internetten bile indirip diğer bölümlerini izliyordu. Öyle etkisinde kalmış ki, "ben büyüyünce polis olacağım" diyor. Nerede polis görse, onlara meslekleri hakkında sorular soruyor.Doğrusu ben polis olmasını istemem.Zor bir meslek. Yine de hayırlısı. Daha çok fikir değiştirirler.
İrem bu yaz babasının çocukluğundan kalan kitapları da okudu. Eşim'ler iki kardeşler. Kendisinden on yaş büyük ağabeyi var.Kendisi en küçük olduğu için kitapları bu zamana kadar kalabilmiş. Oysa biz üç kardeşiz ve en büyükleri benim. Benden sonra iki kardeşim var. O nedenle benim çocukluğumdaki kitaplarımın nerelerde, ne durumlara düştüğünü hatırlamıyorum bile.

"Çocuğumla Her Güne Bir Dua" ise çocuklarımıza maneviyat duygularını aşılayabilmek adına içerisinde çok güzel kısa kısa öyküler var.Gerçi öyküler genelde aynı aile içinde, aynı çocuklarla geçiyor. Her durumda iyilik adına, başkalarını düşünmek, yardım etmek, başkaları içinde dua etmek, şükretmek ve maneviyata dair her konu da çok güzel öyküler. Bahsetmiş olduğum kitaplar çok güzel kitaplar. Tavsiye ediyorum. Çocuklara okumayı sevdirirken, güzel şeylerde öğrettiğine inanıyorum. İrem bu yaz iyi kitap okudu. Normal de hiç okutamıyordum. İnşaallah böyle devam ederiz. Aslında İrem'in de kütüphanesi kitap dolu ama asla okutamadım o kitapları.İlk fırsatta resimlerini çekip koyarım buraya da.Sevgilerimizle...Bol kitaplı günler herkese!..

24 Temmuz 2009 Cuma

Onların Tatili de Bitti...:((


Tatil daha çok çocuklarımıza yarıyor.Uzun yıllardır hep aynı kendi yaşıt oldukları grup arkadaşları ile görüldüğü gibi resim faaliyetleri yapıyorlar, pinpon, okey oynuyorlar.İnternete giriyorlardı. Gece geç saatlere kadar havuzun karşısında, gazinonun dışında bu tür etkinlikleri olurdu.Bu arada neden mi bahsediyorum?...Tabii ki çocuklarımızın yazlıktaki faaliyetlerinden. Kendilerini eğlendirmesini çok iyi biliyorlardı.Hatta öyle de özgür

takılıyorlar ki, kesinlikte gece geç saatlere kadar eve girmek istemiyorlardı. Site güvenli olduğu için doğrusu bizimde içimiz rahat olmasına rağmen zaman zaman kontrole gidiyorduk ne yapıyorlar diye.Görüldüğü üzere hallerinden çok da memnun görünüyorlar. Tabii bu durumun tek dezavantajı kesinlikle kural tanımıyor olmaları idi. Ama neyse ki eve gelince o asiliklerini bırakıyorlar.Sanıyorum onlar da nerede nasıl hareket etmeleri gerektiğini, durumu nerede nasıl kullanılabilir olabileceğini çok iyi biliyorlar.Fotoğrafta kızım İrem ve yeğenim Didem arkadaşları ile birlikteler.

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Minik Kızımın Hayatııımları...

Minik kuzum bugün mutfakta eşimle çayımızı içiyorken eşimin elinden çekiştirip oturma odasına götürdü."Babacığım gel annecilik oynayalım" diye. Evcilik oyuncaklarını koltuklara yayıp, kendince yemekler hazırlıyor ve durmadan "hayatıııım" diyerek babasına hitap ediyor.

-Hayatım ben şimdi yemek yapcam tamam mı?
-Eşim de tamam hayatım diyor.
-Hayatıııım!.. yumurta ister misin? diyor.
-İsterim hayatım oluyor, eşimin cevabı.
-Hayatıııım!...Ben dolaptayım.
-Dolapta ne yapıyorsun sen.
-Hayatım bebeğim ağlıyor,uyandı.
-hayatım uyandı kendisi.
-Hııı.
-Bak bebişim uyanmış.Şunu yediyiy misin hayatım.
-Şöööle hamham diyecek.
-Eşimde bir reklamda vardı."Hamham hamham hamham hamham" melodisini söylüyor.
-"Hadi gezmeye gidelim hayatım" deyip,babasının elinden tutup kaldırıyor ve ablasının odasına yöneliyorlar. Ağzı ile dindandon diye zil sesi çıkarıyor.Ama eşim ablasının odasından başka yöne yönlendiriyor. Çünkü ablası kitap okuyor şu an...
Oyun böyle devam ediyor...Bunlarda ileride hatırlamak istediğimiz anlardan.

28 Haziran 2009 Pazar

Evcilik Oyunu-2

Yine evcilik oynuyorlar. Oyunu yöneten ve daha çok konuşan Minik kızımız. Bu oyunda minik kızımız anne olmuş.İrem çocuk olmuş.

-Deren "Hadi gidiyoyuz tatlım,"

-"Tatlım bunu istiyor musun?"

-Telefonla konuşuyor. "Hayatına selam söyle" diyor.Bu günlerde kimlerle konuşsa "hayatın ne yapıyor.Hayatına selam söyle" diyor.

İrem'de sıkılıyor oyundan."Oynayalım lütden oynayalım, gelseneeee" diyor Deren'de. Aslında İrem yaşıtı olmadığı için sıkılıyor oynarken ama, onu oyalamak adına oyuna da iştirak ediyor ama tabii ki uzun vadeli olmuyor. Ama Deren'in oyunu ciddiye alması bizi çok eğlendiriyor doğrusu.

21 Haziran 2009 Pazar

:)))

İrem bilgisayarda paintte de çizimlerini kanıtlıyor.Ben doğrusu zorlanıyorum paintte çizim yapmaktan.Masaüstünde zaten benim çizimlerim diye kendisine klasör oluşturmuş.İki tanesini de burada paylaşmak istedim.
Bunlar Bratz kızlarıymış. Aslında çok değişik çizimleri vardı ama o klasör kayboldu sanıyorum.Bir ara laptopumuzun ekran kartı yanmıştı.Ekran kartı değiştikten sonra da format atıldı.Sanıyorum ondan dolayı o olağanüstü çizimler kayboldu maalesef.

18 Haziran 2009 Perşembe

Evcilik Oyunu...

Bu akşam abla-kardeş çok hoş evcilik oynadılar.Ben de oturup keyifle onları izledim.Ufaklık artık büyümüş ablası ile oyuna uyum sağlıyor.Ablasına anne diyor.Bebeksi mimikler takınıyor, bebeksi konuşuyor.Yalancıktan ağlıyor, ablası annesi rolünde onun ağlama nedenini anlamaya çalışıyor.Ablası yine anne rolünde yemekler yapıyor ve miniğimiz keyifle ve bebeksi tavırlarla ve iştahla yemek yeme rolleri yapıyor.Ahhh! keşke gerçekte de öyle keyifle ve bizi yormadan yeseler yaa!.Alem yaa! çok güldüm doğrusu.
Markete gittiler,alışveriş yapıyorlar.Ablası annesi rolünde "şunu alalım mı kızım", miniğimiz de "oluuuy", "bunu alalım mı", o da "oluuuy!" Daha sonra kasa da ödemeleri yapıyorlar.Bahçeye arkadaşı ile oyun oynamak için çıkıyor miniğimiz, sonra zile basıyor yalancıktan. Ağızdan zil sesi çıkarıyor. Sonra "anne oyuncaklarımı unutmuşum da" diyor.Sonra eline geçen neyse, ne denk gelirse ablasına soruyor. "Anne bu oyuncağım olsun mu" diye.Hiç sorun çıkarmıyorlar bu günlerde. Ben yine şeytan kulağına kurşun diyorum. Biraz çekimde yaptım aslında ama buraya yüklemek çok zor geliyor bana.

5 Haziran 2009 Cuma

Oluuuyyy!

Bugünler de minik kızımla İrem'ciğim evde bütünlük ve uyum sağlamaya başladılar.Sanıyorum bu da biraz minik kuzumuzun büyüdüğünün kanıtı olsa gerek. Birlikte oyun oynuyorlar ve oyuna minik kuzumuz ayak uyduruyor. Bu da irem'ciğimin hoşuna gitmeye başladı ve kardeşi ile birlikte vakit geçirmekten de keyif almaya başladı. Önceki zamanlarda hep birlikte oyun oynadığımızda bile minik kuzumuz oyunu bozuyordu ve İrem inanılmaz sinirleniyordu. Hatta çok ağır şeylerde söylüyordu.éKeşke doğmasaydın" veya "keşke seni kardeş olarak istemeseydim" diye. Bizde kızıyorduk tabii.Öyle konuşma diye. Minik kuzu da tabii ablasının ne demek istediğini tam olarak anlamadığı için doğal haline devam ediyordu.Bizde İrem'e şimdi çocuk anlamıyor ama ileride bu şekilde söylediğini anlarsa çok üzülür,kırılır sana" diyorduk İrem'e.
Ben şimdi bugünlerdeki diyaloglarına döneyim.Artık dediğim gibi birlikte vakit geçirmekten keyif alıyorlar.Birlikte oyunlar oynuyorlar, CD'de İrem'den kalma çizgi filmleri izliyorlar.Özellikle Barbie'nin serileri ve Afacan Dennis en sevdikleri çizgi filmler.İrem resim çizerken ona da kağıt kalem veriyor ve o da çiziyor.Sonra da İrem heyecanla Deren'in çizdiklerini bize getiriyor."Anne bak buna benzetmiş, şuna benzetmiş" diyor.Bizde "eeee!..öğretmeni sensin tabii ki senin gibi o da güzel resim çizecek "diyoruz.
Bugünlerde Deren'ciğimin heyecanla "oluuyyy!" demesine bayılıyoruz. Biz de bile alışkanlık oldu. "Olur"u onun gibi heyecanla söylüyoruz. "Oluuurrr!" Mesela;

-İrem "Deren saklambaç oynayalım mı?" diyor.
-Deren "Oluuuyyy!" diyor heyecanla.

İşte bu halleri de hoşumuza gittiği için yazmak istedim. Allah muhabbetlerini bozmasın inşaallah. AMİN!..

26 Mayıs 2009 Salı

.....

Bir çiçek arıyorum buralarda

İçinde annem var.

Bulamıyorum buralarda

Alayım da kar

Annemi bulamıyorum

Çünkü o zaten bir çiçek.

İrem'ciğime söyleyeyim de babası ve kardeşi içinde şiirler yazsın. Bakalım onlar için gönlünden nasıl mısralar dökülecek. Eminim babası ve kardeşi için de aynı duygu ile yazacaktır canım kızım benim. Seni çok seviyorum tatlım...

:)))


Bir küçük öpücük

Beni mutlu eder.

Bambaşka bir dünya

Annemin kokusu.

Onu seviyorum,

Hemde çok,

O da beni seviyor.
Yine kızım benim için almış olduğu deftere, yine benim için döktürmüş en güzel, en duygulu mısralarını. Aslında yazısı da çok güzeldir ama deftere çok itinalı yazmamış.Halbuki ders defterlerine çok güzel yazıyor.Öğretmeni de çok beğeniyor yazısını.

18 Mayıs 2009 Pazartesi

Nice Nice Yaşlara Bebeğim....

Minik kuzum benim. Dün üç yaşına girdin. Sana Cenab-ı Allah'tan sağlıklı, hayırlı, uzun ömürler diliyorum. Seni çok seviyoruz. Sende bizim canımızsın. Allah'ıma şükürler olsun ki, sende ablan gibi tatlı, sevgi dolu, candan, hayat dolu güzel bir bebeksin. Hep diyoruz. Ablana o kadar benziyorsun ki, sanki İrem'i tekrar büyütüyoruz. Ama küçük olmanın verdiği tüm avantajlara da sahipsin.Çok şükür ki Cenab-ı Allah seni de bize evlat olarak nasip etti. Duygularımı nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Daha o kadar miniksin ki. Evimizde o yaramazlıkların, üzerimizdeki hakimiyetin, inatçılığın ile küçük bir insan olduğunu bize hep hatırlatıyorsun. Ne çabuk büyüdüğüne de inanamıyorum. Daha dün gibi. Yıllar ne kadar da çabuk geçiyor. Şimdi bol bol sorular soruyorsun bize, yorumlar, şakalar yapıyorsun, muziplikler yapıyorsun. Kendi kararlarını kendin veriyorsun. İnanılmaz inatçısın. Ne yaparsak yapalım asla o inadını kırmak mümkün olmuyor. Ama bir o kadar da sevgi dolusun. Öpmekten ve öptürmekten büyük haz alıyorsun. En sevdiğin şey de bizim kucağımızda omuzumuza yanağını koyup, öylece kalmak büyük haz veriyor sana. Aynı hazzı bize de yaşatıyorsunuz.Varlığınız, o sıcak nefesiniz, o sevgi dolu yaklaşımınızdan aldığımız hazzı tarif edemeyiz asla. Mimiklerinle de şirinlikler yapıp, insanı bitiriyorsun. Ablan ve sen bizim sevgi ve hayat kaynağımızsın. Cenab-ı Allahım tüm evlatlarla birlikte sizlere de sağlıklı, hayırlı, uzun ömürler versin. Umarım hayatta başarılı da olursunuz. Kendinize, vatanınıza, milletinize,tüm sevdiklerinizle hayırlı, verimli işler yaparsınız. Benim Rabbimden dileğim, sağlıkla, hayırlısı ile uzun ömürler versin ve güzel, başarılı bir yaşam süresiniz.İnançlı, hayırlı, sevgi dolu, azimli, kararlı insanlar olmanız dileğimdir. Nice nice yaşlara sağlıkla, hayırlısı ile inşaallah, canım kızım benim.Seni çok ama çokkkkkkk......seviyoruz...

11 Mayıs 2009 Pazartesi

Duygusal Kızımdan Annesine...

İrem'ciğimin doğum günüm için sitemizin kırtasiyesinden aldığı hatıra defteri.Annem bloğuna yazdıklarını buraya da yazsın diye.
Bende bunu birbirimize olan duygularımızı yazmak için kullanalım dedim. Mesela ilk açılışı sen yaparsın. Bana bir şiir yazarsın dediğimde anneler günü için bu şiiri bana yazmış. Gerçekten çok duygusal, sevgi dolu yavrum benim. Bu yönünü gerçekten çok seviyoruz.
Anneler Günü
Bir güneş doğuyor,
Evimin içinde.
Uğraşıyorum beni
Görsün diye.
Yanağından öpüyorum durmadan,
Doymak için.
Onu seviyorum.
Okulda hasret kalıyorum.
Anne anne burdayım,
Sana sarılınca ben
Sevgi ile doluyorum.
Bazen ağlıyorum.
Seni çok seviyorum.

Canım kızım İrem'ciğimin anneler günü için yazdığı, benimde çok duygulandığım şiir. Ancak en son mısrasında "bazende ağlıyorum" kısmına takılıp, "neden ağlıyorsun kızım" dediğimde "duygulanıyorum" dedi ve gözleri doldu yavrumun. Benim de aynı şekilde tabii.

9 Mayıs 2009 Cumartesi

Anneciğim...

Sabahları öpüp uyandırırsın
Kalbimi sevinçten çıldırtırsın,
Seni seviyorum,Seni seviyorum.
Hayatım boyunca tek sevdiğim annem sensin,
Canım annem, canım benim,
Senin melek olduğunu öğrendim.

Pembe düşten uyanmış,
Gözleri sevinçten yaşlanmış,
Bir damla gözyaşı,
Kalbimin sevinç taşı.

İremciğimin anneler günü için yazmış olduğu şiirmiş.

Bu şiirde canım kızımın arşivinden yine.Yarın bana bir süprizi olacaktır ama. Yakın zamanda şiirlerini yazarkende kafiye uyumu olsun diye böyle değişik cümleler kurduğunu öğrendim kendisinden. Yani canım benim uyakları da önemsiyormuş.

7 Mayıs 2009 Perşembe

2 Yıl 11 Ay 20 Gün...

Minik kızımın 3 yaşına girmesine de az bir zaman kaldı. Ama o kadar tatlı ki.Biz hapşırdığımız zaman "çok yaşa" demeyi hiç ihmal etmez veya biz, o hapşırdığı zaman "çok yaşa bebeğim" dediğimizde "sende gör" demeyi de. Malum miniğim geçen hafta hastaydı. Doktora gittik. İlaçlar kullandık. İyileşti ama arada hafif öksürük de oluyor. Dün kardeşimler bizdeydi. Deren'ciğim öksürdü. Kardeşim de "bebeğim çok yaşa" dedi. Canım benim "dayıcığım ben hapşırmadım ki, öksürdüm" dedi. Yani hapşırma ile öksürmeyi bile ayırt edebilmesine şaşırdım doğrusu ben.Artık herşeyin farkında canım benim. Dayısı da "olsun bebeğim sen yine de çok yaşa emi" dedi. Öyle deyince sustu. Cevap vermedi dayısına.İlginç kelimeleri o kadar yerinde kullanıyor ki, şaşırırıp kalıyoruz. Dediğim gibi üç yaş itibari ile artık herşeyi konuşup, anlatabiliyor yavrum. Bununla birlikte, artık o da kendi kararlarını kendisi vermeye başladı. Onu değil, bunu giyeceğim. Şunu yapacağım, bunu yapacağım diye ayak diremeye ve bu konuda inatlaşmaya, bu konuda ne yaparsak yapalım o inadını kırmamıza müsaade etmemeye başladı. Evdeki hakimiyeti de ele geçirdi. Ablayı da inanılmaz çıldırtıyor bu halleri ile...:))

Fasulyemizi Yakında Kavonozdan Toplayacağız...

Fasulyemizin en son halleri.Ben bunun resmini çekip bilgisayarıma yükleyene kadar daha büyüdü ve hala cam önünde büyümeye de devam ediyor. Daha ne kadar büyüyeceğini bende merak ediyorum doğrusu.
Sanıyorum bu yaz fasulyemizi buradan toplayıp, yemeğimizi yapacağız. Hımmm! İrem'ciğim de çok sever ama. Eminim kendi yetiştirdiği fasulyeyi yemenin zevkine de doyum olmaz herhalde...


29 Nisan 2009 Çarşamba

Fasulyenin Macerası...:)))

Canım kızım benim fasulye yetiştiriyor.Bol resimlerle sizinle de paylaşmak istedim. Günbe gün büyüdüğünü görmek beni bile müthiş heyecanlandırdı ki, İrem'in heyecanını tahmin edersiniz artık.
Hergün onları sulamış. Sulamış diyorum, çünkü ben işte iken kendisi fasulye yetiştirmeye karar vermiş. Evimizin Allah'a şükür her köşesi güneş aldığı için, sabah öğlen güneşin yönüne göre camdan cama yer değiştirmiş. Büyük sorumluluk doğrusu.

Ben önce öğretmeninin ödev olarak verdiğini düşünmüştüm. Öyle de değilmiş. Ama daha sonra okula götürüp öğretmenine de göstermiş. Öğretmeninin de çok hoşuna gitmiş.
Sabah kalktığımızda hergün hızla büyüdüğüne şahit olduk. Çok çabuk büyüdüler.
Bundan sonrası daha da heyecanlı. Aslında kıyamadım da. Keşke bahçemiz olsaydı da oraya toprağa ekseydik bu kadar emekten sonra. İrem'e "tatile yakın da böyle yetiştir. Anneannene giderken götürürüz. Anneannenlerin yazlıktaki evlerinin bahçesine ekeriz" dedim."Tamam" dedi.
Çocukken hatırlıyorum. Bende böyle birşey yapmıştım ama benim yetiştirdiğim fasulye bu kadar güzel büyümemişti ki.
Bu da yapraklarını vermiş hali ile. Bu resimleri bilgisayara yükledikten birgün sonra daha da büyümüştü.Mübarek sanki toprakta yetişiyor. Onunda resmini çekmiştim ama bu resimleri öncesinden yayına koymak için aldığımdan bu yazıya yetiştiremedim.Son halini de belki yayınlarım duruma göre artık. Bu yazıya ne başlık koysam acaba.Bir fasulyenin Günlüğü diyelim mi? Yok. Yokkk! Bir Fasulyenin Macerası!...Evet!..Bu!..

26 Nisan 2009 Pazar

İrem Resim Çiziyor:::)))


İrem'ciğimle bugün Minik kızımız öğlen uykusundayken birlikte mutfakta oturup sohbet ettik. Daha sonra hiç duramaz ya canım benim, "anne sana resim çizeyim mi?" dedi. Ben de "hadi çiz bakalım" dedim ve aklıma tabii bu çizim esnasında kayda almak da geldi. İşte şimdi kızımın çizimlerini canlı canlı görün derim.

15 Nisan 2009 Çarşamba

Kızımın Çizimleri...

Benim kızımın resim çalışmaları, daha bebekken duvarlara çizimiyle başladı. O duvarlardan kalem ve boya lekelerini çıkarırken neler çektim. Zaten çalışan bir insandım evin işlerine ancak yetişiyorken bir de duvarları temizlemek daha da bir eziyetti benim için. Şimdi aklı eriyor, duvarlara resim yapmıyor ama her taraf kağıt, müsfettelerle dolu. Hepsinde de binbir türlü resimler. Bazılarını saklamak için kaldırıyorum ama sonra bulamıyorum. Sanıyorum bazıları bodruma bazı eşyalarda inmiş olabilir. Bu resimlerde yine evi toplarken sağdan soldan çıkan kağıt parçacıkları. İnanır mısınız küçük not defterleri var ya, onlara kadar resim çiziyor. Hatta dün defterinden yazısını gösteriyordu. "Anne öğretmenim yazımı çok beğendi" diye. Bu arada dördüncü sınıfa gidiyor hala bir yazı oluşturamadı kendine. Biliyorsunuz şimdi çocuklar el yazısı ile yazı yazıyorlar. Yazıları da çok güzel ama bazen minik minik, bazen kocaman kocaman, bazen de normal yazıyor.Bende yazısına baktım. Bende beğendim. Kendisine de "bak işte bu yazın ideal bu ayarda yaz" dedim. Bu ara da defterini şöyle bir karıştırdım. Ara boş sayfalarda dolu dolu resimler. "Kızım yazı defterine resim çizilmez. Bunları öğretmenin görmüyor mu?" dedim. "Öğretmenimin haberi yok ki, görmedi" diyor.Yani çizmeden duramıyor benim kızım. Doğrusu bu benim de hoşuma gidiyor. Hem şimdi ki öğretmenler de o konuda anlayışlı. Çocuğun o içindeki çizme güdüsüne mani olmak istemedikleri gibi anlayış da gösteriyorlar.
Yukarıdaki resimde kız yatağında yatıyor.Yatağın duruş açısını nasıl vermiş görüyorsunuz değil mi?Kızın yatış pozisyonu, daha başka ayrıntılar. Tek gözünü kırpmış dans eden bir kız karşımızda yine. saç şekli, yüz ne kadar güzel.
Yine basit bir resim.
Kıyafetleri, dekoltesi, ayakları, ayakkabı fiziki ve estetik bütünlüğü vs... hepsi bir arada.Aslında çok daha net ve tefarruatlı resimleri de oldu ama tabii resimlerini çekip buraya koymak fırsatı bulamıyorum işte hemencecik.
hepsi kızlarını çizmiş ama bundan çok daha güzellerini çizmişti.Bu bana daha basit geldi.Diğer çizdiği hepsi kızlarından.hatta işyerimdeki bütün arkadaşlarıma çizmişti ve herkes panolarına asmışlardı.Gerçekten acele ile çizdiği o resimler bile bunlardan daha muhteşemdi.Neyse resimlerini çekmek istediğimde bunlar denk geldiği için burada ancakbunları yayınlamak kısmet oldu.
Bunlarda alışveriş yapan insanlar.Anne-çocuk tezgah başında,satıcı, sevgililer, yaşlı teyze...





13 Nisan 2009 Pazartesi

Kızımdan Annesine, Annesinden Kızına...

Canım Annem
.

Canım Annem
Sabahları öperek hoşçakal diyordun,
Gözlerin ışık saçıyor geziyorsun.
Seni seviyorum anneciğim,
Salladın beşik, beşik.

İyi, güzel,bembeyaz yüreğin var,
Temiz ellerin, al yanakların var.
Biricik annem,
Sen ve ben.

Bu şiirde geçen yıl anneler gününde Canım Kızım İrem'imin bana yazmış olduğu şiir.
Canım Kızım
CANIM KIZIM



CANIM KIZIM
Sevgi deryasında yüzen bebeğim,
Ömrüm boyunca seni seveceğim,
Sen bize hayat, sen bize cansın,
Gülen yüzün hiçbir zaman solmasın.

Tabii bende kendi duygularımı 4 mısralık dizelerde kızım için dile getirmeye çalıştım.

10 Nisan 2009 Cuma

Bizi Hiç Üzmez Kızımız..:)))

"Ben sizi üzmüyom de mi anne. Bebekken üzüyodum de mi. Ama simdi üzmüyoooom".
Kafasını iki yana sallayarak söylüyor. Dudaklarını öne uzatarak şımarıkça. O mimikler bizi bitiriyor tabii. "Ben büyüdüm artık abla odum yaaa."
"Bizde yaaa tabii tabii sen bizi üzermisin hiç. Az önce yaptığın yaramazlık neydi?"
"Hayıl ben üzmüyoom."
Sabahta ablasının boya çantasını aldı yanına.
"Ben okula didiyoom. Öğyetmen beni çağırdı yaaa!."
Peki o çantayı ne yapacaksın.
"Ödev yapıcam. Ben artık büyüdüm."
"Peki öğretmenin adı ne?" diye sordum.
"Bimiyoooom.... Öğyetmen, öğyetmen"
"Olur mu o öğretmenin de adı var. Sonra büyüyünce sen ne olacaksın?" diyorum.
"Bimiyooom."
Meslekleri tanımadığı için
"doktor mu olacaksın, öğretmen mi?" dedim.
"Öğyetmen olacağım" dedi.
"O zaman sana Deren Öğretmen diyecekler " dedim.

5 Nisan 2009 Pazar

Büyüyorum, eğleniyorum, öğreniyorum etkinliğinde şimdiye kadar birşeyler paylaşmak nasip olmadı. Şimdi etkinliğin konusu taşıtlarmış. Benim de yakın zaman da trafikde seyrederken minik kızımla ilgili diyaloglarım aklıma geldi. Sabah akşam minik kızımla birlikte trafiğe çıkıyoruz. Birgün akşam miniğimi aldım. Gidiyoruz. Kırmızı ışık yandı durduk.Önümüzde bir araba daha var. Kızım "önümüzden çekilsene be kardesim" dedi. Şok oldum.Y ani öyle bir cümleyi nereden öğrenmiş diye şaşırdım kaldım. Sonra öğrendim ki erkek yeğenimle araba oyunları da oynamışlar galiba. "Halacığım ben söylüyorum" dedi. Öyle söyleyince mesele anlaşıldı. Bende "anneciğim biz o arabadan dolayı durmadık. Bak şuradaki ışıkta kırmızı yandığı için durduk" dedim. "Durmazsak diğer arabalar bize çarpar" dedim.

1 Nisan 2009 Çarşamba

Deren'imin Hemsile Oyunu...

Derenim bugünlerde yeni oyunlarda öğrendi. Şimdi bu oyunlarından bazılarını yazacağım.
Oyun 1.
Ellerini birleştiriyor ve sizinde ellerinizi birleştirmenizi istiyor ve eller birbirlerine değdirilerek,
Aynen kendi dilince yazacağım kuzucuğumun;
Hemsile deldi (Hemşire geldi demek istiyor)
Hemsile deldi
Hemsile deldi.....
Bu hemsile deldi bayağı biii uzuyor. Çünkü bu arada da yüzünüze bakıyor muzip muzip gülerek. Yani şaşırtmaca yapıyor. Siz hala hemsile deldiye devam edeceğiz diye düşünüyorken birden işaret parmağının birini diğer avuç içine batırıyor ve
Cııııs
diyor. Yani hemşireler iğne yapıyorlar ya onu sembolize ediyor sanıyorum.
suuus
diyor.İşaret parmağını dudaklarına götürüyor.
Sonra da bir elini omzuna çapraz, diğer elini de diğer omzuna çapraz koyarken de,
Anne-baba-abla
Şimşek de ağla
diyerek o minik elinin parmak uçlarının iç kısmını öpüp
Adda
demesi beni bitiriyor. En çok bu elinin parmak uçlarını öpüp adda demesine bayılıyorum. Canım Benim...

Oyunu çocuklarınıza öğretmek isterseniz diye tekerleme kısmını kırmızı yazdım. Burada yazdıklarımızın aynı zamanda birbirimize de katkısı olduğu düşüncesi ile paylaşmak amacım.

İrem'in Şiiri...

Öğretmenler gününde kızım öğretmeni için şiir yazmıştı. Bende burada yayınlamak için almış ve saklamıştım ama daha sonra nereye koyduğumu hatırlayamadığım. Ancak yeni elime geçti. Aslında kızlarımın bloğunu amacına yönelik kullanamıyorum. Sıcağı sıcağına resim çekemiyorum. Ya da yazamıyorum. Bilgisayara yazamazsam bile elimde not defteri ve kalem bulundurup o an onu bari yapabilsem çok iyi olur ama işte benimde özürüm bu. Neyse şiiri yeniden kaybetmemek için burada arşivlemek adına yayınlıyorum.

Öğretmenim
Sabah uyandım okula geldim,
Günaydın öğretmenim,
ABC' yi senden öğrendim,
Teşekkürler öğretmenim.

Gül gibi,
Çiçek gibi,
Sizi çok severim,
Canım Öğretmenim.

İREM

30 Mart 2009 Pazartesi

Benim becerikli, biraz da muzip kızım entellektüel bir gözlük yapmış. Önce buzdolabının kapağına mıknatıs ile tutturmuş. Daha sonra arkadaşı geldiğinde arkadaşı ile gözlerine takıp şirinlikler yaptılar, bende her zaman akıl edemediğim fotoğraf çekme işlemini gerçekleştirebildim bu sefer.

23 Mart 2009 Pazartesi

Deren'im de Büyümüş...

Son günlerde kızlarımla ilgili bloğuma birşeyler yazamıyorum.Aslında o kadar çok güzel şeyler yaşıyoruz ve daha çok gelişmeler var ki, ancak sıcağı sıcağına aktaramadığım için daha sonrasında da unuttuğum için yazacak birşeyler bulamıyorum bu yüzden.

İrem'ciğimin nasıl büyüdüğü ile ilgili birşeyler yazmıştım. Ancak Deren'ciğime henüz fırsat olmadığı için yazamadım. Bebeğim şu an 2 yıl 10 aylık.Artık herşeyi konuşuyor.İlginç yorumlar, ilginç fikirler, bizi şaşırtan davranışlarla gerçekten büyümüş benim minişim diyoruz. Bu günlerde defalarca "anneee ben seni seviyooom" ya da biz severken falan "annee ben seni üzmüyoom de mi?" oluyor. O kadar tatlı, sevgi dolu, içten, bir o kadar da muzur ki benim tatlım. Allah herkesin yavrusuyla birlikte sağlıklı, hayırlı, uzun ömürler versin. Bebekliğinde çok sakin, uysal bir bebekti.Görenler de ne kadar sakin ve huzurlu bir bebek derdi. Kucağımızda sakin, keyifli, sessiz sessiz etrafını izlerdi. Yaz çocuğu olduğu içinde incecik bodylerle o sakin görünümün yanında sevimliliği, bebeksi güzelliği daha da bir dikkat çekiciydi. O sene tatil yapamayacağımızı düşündüğümüz halde en rahat tatil ve yazımızı da geçirmiştik. İrem' e nazaran Deren' i daha rahat büyüttük. Deren İrem'e göre daha şanslı idi. Birlikte 6,5 ay geçirdik. Ek gıdalara geçince annemlerde yazlıktan geldiğinden ben işe başladım. Her anın tadını çıkardık. İrem' de kardeşinin varlığından son derece hoşnut idi. Ama ne zaman büyüdü, ilgi ve alakayıüzerine toplamaya başladı, hakimiyeti ele geçirmeye başladı, o zaman ablasının kıskançlıkları kendini göstermeye başladı. Hala da abla ile didişip dururlar. Ablasına pek rahat verdiği de söylenemez. İrem beni örnek alıyor, minişimiz de ablayı. Ablasının eşyalarını kullanmak istiyor. Onun kitaplarını, defterlerini, kalemlerini, giysilerini, gitarını hepsini de ele geçirmeye çalışıyor. Ona da ablasının sahip olduğu şeylerin Junierını almaya çalışsak da dönüp yüzlerine bile bakmıyor. Bazı konuşmaları hala kendi bebeksi dilince anlatsa da, artık o kadar güzel konuşuyor ki, bazen söylediği şeylerle bizi bile şaşırtıyor. Aslında o şaşkınlığımız anında eşime de bu tam yazmalık diyorum ama sıcağı sıcağına yazamadığım da da unutup kalıyorum. Aklıma gelirse de ilk fırsatta yazacağım. Bu arada bazı tekerlemeler, şarkılar da öğrenmiş onları da söylüyor. Sayı sayıyor...

9 Mart 2009 Pazartesi

Nasıl Büyüdüler ki, Anlayamadım Bile....

Sevgili Semra (SMİLENA) ve sevgili Dilek (Meleklerim ve Ben) beni "çocuklarınızın büyüdüğünü nasıl anladınız?" konusunda mimlemişlerdi. Nerdeyse unutmuşlardır. Çünkü çok uzun zaman oldu ve doğal olarak geciktirdim tabii ki.Bundan dolayı da kendilerinden özür diliyorum.Konu tabii ki insanı şöyle bir geçmişe yolculuğa çıkardı beni de. Gerçi bu konu ile ilgili duyguyu her an yaşadığımız oluyor.O nedenle anlatmaya başlıyorum.

Kızlarımın büyüdüğünü anlayamadım ki. Zaman su gibi akıp gitmiş. Bir bakmışım ki, İrem’ciğim genç kız olmuş.Boyuma yetişmesine az bir şey kalmış neredeyse. Ruhu çocuk olsa da. Deren'ciğim de sen ne zaman doğdun da, bizimle birlikte tartışıyorsun da, bize laf yetiştiriyorsun. “ Anneciiim ben seni üzüyooom mu?” diye soruyorsun. Hele ki İrem’in son üç yıldır büyüdüğünü sanki hepten kaçırdım gibi geliyor bana. Deren’ciğim doğmadan önce ilgimiz sadece İrem’ e idi. Ancak Deren doğduktan sonra ister istemez ilgi yarı yarıya indiği gibi , fazlası da doğal olarak Deren’e kaydı. İrem’in ilk üç senesini de ben bankada çalıştığım yıllarda kaçırdım. Doğduktan üç ay sonra ben işe başlamak zorunda kaldım.Çünkü banka da işimiz çok yoğundu. İzin verilmiyordu. Ama bir yaşına gelinceye kadar elimden geldiğince kendim de beslemeye çalıştım.Allah’tan çalıştığım şube evime yakındı.Üç yaşına kadar İrem’e annem baktı.Çok hareketli bir çocuktu ve annemin zorlandığını fark ettiğimde bankadan ayrıldım.İlk dokuz ay evde beraber olduk.O zaman İrem’le ilişkimiz daha da gelişti. Oysa bankadayken bana karşı çok uzak ve hırçındı. Dokuz aydan sonra ben kurum değişikliği ile İrem’de kreşe başladı.Çok erken yaşta, çok güzel ve net konuşmaya başlayan kızım bebeklikten yana sosyal yönü güçlü olduğu için kreşe de çabuk uyum sağladı. Çok da güzel bir bebek ve cana yakındı. O nedenle her yerde kreşlerde dahi özel sevgi ile el bebek-gül bebek büyüdü.Çocukluğunda beslenme problemleri yaşadık.Şimdi ise beni biraz olsun yorsa da eskisi kadar sıkıntısı olmuyor.Hemen hemen her şeyi yiyor benim tatlı kızım. Şimdi gelelim nasıl büyüdüğüne.
İrem sürekli dağınık, iştahsız, yaramaz bir çocukken geçen yıl değil, ondan önceki yıl odasını toplamaya, odasında dekor değişikliği yapmaya, yemek yerken sorun çıkarmamaya, benim eşyalarımı da kullanmaya başlayınca inanamıyorum bu benim minik İrem’im mi demeye başladım. Artık kendi çoraplarını ayağıma olmuyor diyerek, benim kendim için almış olduğum henüz giymediğim çoraplarımı çekmecemden alıp, kendi çekmecesine yerleştirmiş ve giymeye başlamış.Benim body ve tşörtlerimi alıp giyerek karşıma çıkmaya başladığında da aynı duyguları hissettim .Kızım gerçekten büyümüş. Tşört ve bodylerim üzerinde dökümlü de dursa yakışmış ve genç kız havası vermiş. Bende beğendiğim bazı eşyalarımı bu duyguyu hissettiğimden beri saklamaya karar verdim. Nedeni ise bende hep annemin giysilerine, eşyalarına özenirdim. Annem de giyimi çok severdi. Çok değişik bugün bile hatırladığımda hala beğeni duyduğum hoş kıyafetleri vardı. İrem’de bende beğendiği şeyleri “anne bu benim olabilir mi” diye sorunca aynı şeyleri kızımda hissedecek diyerek saklıyorum. Ya da kullanmasına müsaade ediyorum. Ancak bazılarını da ileride diyerek erteliyorum. Bu arada sanıyorum konuyu uzattım. O nedenle ben bu konuyu iki bölümde anlatayım. İkinci bölümde de Deren’imi anlatayım. Son üç yılımız nasıl geçmiş bakalım?...
Hepimizin çocuklarına sağlıklı, hayırlı, uzun ömürler nasip etsin Cenab-ı Allahım. Amin...

Devamı Gelecek....

Not: kendi kendine resimler çekip, o resimlerin üzerinde bilgisayarda paintte kendince rütüşlar yapma gibi yaratıcılık ve keşifleri de büyüdüğünün göstergesi olsa gerek.

20 Şubat 2009 Cuma

Benim Kızım Başaracak İnşaallah....

Dün İrem'in veli toplantısı vardı. İrem için yine isteksizlik, yaramazlıkları olduğunu öğrendim. Öğretmenimizle görüştükten sonra, birde rehber öğretmeni ile görüşelim dedi. Ben açıkçası görüşmek istemediğimi, konuşmaktan, sonuç alamamaktan dolayı yorulduğumu söyledim. Bu konu da elimizden geleni yaptığımızı ve psikiyatriste bile götürdüğümüzü söyledim. O nedenle okuldaki rehber öğretmeni ile birşeyi çözümleyemeyeceğimizi söyledim ama yine de aldı beni ve rehber öğretmeninin odasına götürdü. Öğretmenimiz beni Rehber öğretmenimizle tanıştırdı ve oturup konuşmaya başladık. Öğretmenimiz ve rehber öğretmenimizle üçlü bir görüşme oldu. Öncelikle okulda İrem'i tanımayan yok tabii. Hem sosyalliği yönünden, hem de yaramazlığından. Kendini sevdirmeyi, hayran bıraktırmayı biliyor. Saygılı, ölçülü, mantıklı ve sevimli olmayı bildiği kadar yaramazlık da yapan, arkadaşları ile arasında sorunlar da yaşayan bir çocuk. Ama yine debaşka öğretmenler ve okul yöneticileri tarafından da sevilen bir çocuk. Rehber öğretmenimizde bu vesile ile İrem'i tanıyanlardanmış. Bana öncelikle sizin çocuğunuz diğer çocuklardan çok özel.İnanılmaz zeki bir çocuk.Son derece sosyal, görsel zekası yüksek. En başta onun o ayrıcalığını kabul etmek zorundayız. Yaramazlığı da buradan geliyor dedi. Öğretmenimizde aynı şekilde rehber öğretmenini doğruladı. Ama işte bunların yanında sorumsuzluğu, derslere karşı ilgisizliği, dikkatsizliği dolayısı ile öğretmenimizi de çok yoruyor. Gerçekten özverili bir bayan. Çok takdir ediyorum. Bizi de tanıdığı için sorunun bizden yani aileden kaynaklanmadığını da biliyor. Rehber öğretmenine de bunu da söyledi zaten.Toplantı da söylediği şeyleri biz zaten başından beri uyguluyoruz. Televizyonu, amacı dışında bilgisayarı kesinlikte istemiyor.Öğretmenimiz evimize de geldi gördü. İrem'deki imkanların çoğu birçok çocukta yoktur. Evde de günde bir saat kitap okumalarını söyledi. Zaten bizde de akşamları ailecek kitap okuma saatimiz vardır. Bunu da daha önce söylemiştim. Hatta İrem'in bunda çabucak sıkılıp bırakmak istediğinde müsaade etmediğimi daha 15 dakikan var veya 20 dakikan var diye saatini hatırlattığımı da söylemiştim. Öğretmenimizde evet burada da aynı şekilde çabuk sıkılıyor dedi. Sonuçta sağolsun öğretmenimizde bunları bildiği için, üzülmememi ama İrem'in derslere ilgisini ve dikkatini nasıl yoğunlaştırabileceğimizin yollarını araştıralım dedi. Rehber öğretmenimizde bu konuda özel aktiviteler ile çocukların dikkatlerini yoğunlaştıracak bir yerden bahsetti. Aynı zamanda böyle çocukların yüzmeyle enerjilerini daha olumlu yönde kullanacaklarını söylediler. Yani anlaşılacağı gibi kızım başından beri söylendiği gibi çok zeki ancak çok uç nokta da olmasa da biraz dikkat eksikliği olan çocuk. Bunu psikatristlerde söylediler.Bunun da kaygılandırıcı boyutta olmadığını, Albert Einstein'ın da hiper aktif bir çocukluğu olduğunu söyledi. psikiyatrist zamanla kaybolur, çok bariz değil o nedenle ilaç kullanmasına gerek yok da dedi. Rehber öğretmenimizde ilaçlık bir durumu yok, sadece bahsettiği aktivitelerin olduğu yere götürmemizi, (kendi çocuğunu da götürmüş galiba) birde beyin ve fiziksel gelişime faydası olduğu için yüzmeye düzenli götürmemizi söyledi.Yine de bu kadar ilgisiz ve dikkatsiz ve yaramaz olan kızımın dersleri bu durumuna göre çok çok iyi ki. Kimbilir çalışsa nasıl olur. O günleri görebilmeyi umut ediyorum. Ama öncelikle Cenab-ı Allah'ımdan cümlesiyle birlikte çocuklarıma sağlıklı, hayırlı, uzun ömürler vermesini diliyorum.

13 Şubat 2009 Cuma

Ödül Hepinize Arkadaşlar!....:)))

Öncelikle beni bu ödüle layık gören Değerli arkadaşlarım İpek Aral'a (Minik Yaprak'ın Günlüğü), Asuman'a (Bizim Bebeğimiz) ve Neyran'a (Yaşamladans) çok çok teşekkür ediyorum , hepinizi çok seviyor ve kocaman öpüyorum.
Şimdi ödülün anlamı senin bloğunu seviyorum.Öncelikle kendi bloğumda sağ tarafta link vermiş olduğum blogların hepsini vaktim elverdiği sürece severek takip ediyorum. Bence her blog kendi halinde güzel. Nedeni de herkes kendinden birşeyleri burada paylaşmakta ve bizlerde kendimizden birşeyler bulduğumuz için bu arkadaşlarımızı takip etmekteyiz. Gerçekten okunmaya değer bulmasak ne diye vaktimizi boşa harcayalım ki. Samimi söylüyorum arkadaşlar. Bu benim için de geçerli, sizler içinde geçerli. Buraya bütün arkadaşlarım emek ve zaman harcıyorlar.Eminim ki en büyük ödül ise hepimize gelen güzel, motive edici yorumlar oluyordur. Öyle ki zaman zaman buradan ayrılmayı düşündüğümüz zamanlar oldu ancak sizlerden gelen güzel yorumlar insanı gerçekten buraya daha çok bağlıyor. Bunu buradan itiraf etmek isterim. Ben de bunu bildiğim ve yaşadığım için mümkün olduğunca okuduğum arkadaşlarıma yorum bırakmaya çalışıyorum. Geçenlerde sevgili Primarima arkadaşımız da bu konu ile ilgili yazı yazmıştı. Yorum bırakmadığım zamanlarda ben de rahatsızlık duyuyorum ancak bazen de gerçekten bunu gerçekleştirmeye zamanımız olmayabiliyor. Öncelikle şunu belirtmek istiyorum. Sabah işe geldiğimde ilk işim bilgisayarımı açmak ve direk bloğuma girmek oluyor. Bu arada takip ettiğim arkadaşlarımdan yazılarını güncellemiş olanları kahvaltımı yaparken okuyorum. Daha sonra öğlenleri de çok zaman odamda olduğum için öğlen arasında da bakıyorum. Tabii bu arada benim de gireceğim yazılarım varsa onları da yayınlıyorum. Evde ise yüklemem gereken resimler varsa taslak olarak gece geç saatlerde çocuklarımı uyuttuktan sonra yüklüyorum.Yani elimden geldiğince buradaki görevlerimi aksatmadan yürütmeye çalışıyorum. Ama keyifle yaptığımı belirtmek isterim. Bunun için uykusuz kalmayı bile göze aldığımı söyleyebilirim. Konuyu nereden nereye getirdim. Ama belki bilinmek isteyebilir diye yazmak istedim. Bu arada ben bloğuma yazı yazarken o an gönlümden ne geçiyorsa onu yazıyorum. O nedenle anlık ruh halimi sizlere yansıtıyorum. Aslında keşke öncesinden hazırlık yapabilsem, taslak hazırlasam çok daha iyi olur ama bunu da kendimde zaman kaybı gibi görüyorum. Daha doğrusu üşeniyorum desem yeridir.
Şimdi tekrar konuya dönmek isitiyorum. Bende bu konuda seçim yapamayacağım arkadaşlar. Çünkü her birinizi ayrı ayrı seviyorum. Bu nedenle bu ödülü hepinize veriyorum ben de. Daha önceki uluslararası arkadaşlık ödülünde de aynı tutumla yaklaşmıştım olaya. Şimdi de gönlüm böyle istiyor. Ödül hepimizin!......Alkışşşşşş(lar) HEPİNİZE!.......

NOT : Arkadaşlar özür diliyorum.Diğer bloğumdan kopyalama oldu ama sonuçta aynı düşüncelere sahip olduğum için tekrar yazamadım.

12 Şubat 2009 Perşembe

Minik Kızımdan İnciler..:)))

Dün alışverişe gittiğimizde minik kızımı da bu sefer yanımızda götürdük. Genelde anneanneye bırakıyorduk. Biz alacaklarımızı beğenmeye çalışıyorken Bebeğim, minik galatasaraylı bir bodyi "anne bunu bana al" diye getirdi. Bende "aaa! bu Galatasaray armalı bir body" dedim. Sonra da "sen Galatasaraylımısın. Ama bu sana çok küçük. Onu minik bebişler giyiyor. Sana olmaz" dedim ve elinden almama hiç itiraz etmedi. Ben de aldım yerine koydum. İşimizi bitirip arabaya bindikten sonra Durduk yerde "anne Galatasayay ney demek" diyerek beni şaşırttı. Ben de anlamaz ve o konu orada kapanır diye düşünmüştüm ama yavrumun aklına takılmış ki, o kadar zamandan sonra bana sorması açıkçası şaşırttı beni. Yani bütün işlerimiz bitip arabaya binip evimize giderken, sanki uygun zamanı bekliyormuş da, orada sormasının sırası değilmiş gibi bir durumla karşı karşıya kalmış oldum bende. Tabii açıklamasını da yaptım ama ne derece anladı bilemiyorum. Hani "televizyon da top oynuyorlar da, baban da sevredip goool diyor ya, işte o demek" dedim. Bilmiyorum daha başka nasıl anlatabilirdim. İlk aklıma gelen bu oldu.

Dün de bebeğimle yine merdivenlerden inerken elimden tuttu. "Bebişler anneleyinin eliyden tutay de miii anne? dedi. Normalde kesinlikte tutturmaz ve "ben büydüm büydüm, abla odum, bilomusun?" der. "Biloomusun" ve "de mi" kelimemiz çok sık tekrarlanır. Hemen hemen her konuşmasının arkasından uygun olanı hangisi ise onu mutlaka ilave eder."Demi" kelimesi aynı zamanda kendini tasdikletmek oluyor. Bizde "tabii kızım, eveet kızım" diyoruz doğal olarak. "Bilomusun" da da bilgiçlik taslıyor aklı sıra.

11 Şubat 2009 Çarşamba

Yaş Problemi...:)))

Daha dün gibi hatırlıyorum İrem'in doğduğu günü... Evet dün gibi. Dile kolay 10 yıl gibi bir dün. Yani 10 yıl=Dün gibi. Sanki 4. sınıf öğrencisine sorulmuş basit bir yaş problemi gibi...Aslında cevap hey aynı.Evet dün gibi. Haaa! Bu arada İrem'im 4. sınıfa gidiyor. Ama onun çözdüğü problemler;baba ile kızlarının bugünkü yaşlarının toplamı şu kadar, 10 yıl sonra yaşlarının toplamı ne olur tarzından. Demek istediğim hayat, bir matematik problemi gibi. Hayatın çarpanları, bölenleri, artısı, eksisi, çapı, çevresi formüle edilmiş zaten. Onun için 10 yıl=Dün gibi diyebiliyorum belki de. Yine düşünüyorum da 1 idim, 2 oldum. 2 idim 3 oldum. 3 idim 4 oldum. Yani; ben, eşim, büyük kızım İrem ve küçük kızım Deren. Hepsi bu kadar. Deren'de bir kaç gün önce doğmuş gibi sanki. Daha dün kaşık mamaları yemiyor muydu? Daha dün örümceğinde koşuştur muyormuydu? Vay be! Neredeyse 3 yıl bitecek. Mayısta o da 3 yaşını dolduracak. Al sana bir matematik sorusu daha. Abla ile kardeşinin bugünkü yaşları toplamı 13 tür. 10 yıl sonra ( Allah'ın izniyle tabi ki) yaşlarının toplamı ne olacak? Cevap çok basit. Dün gibi....
İşte böyle dostlarım...Çocuklar; ebebeynlerin duygularını, düşüncelerini tek kalemde yazdırıveriyorlar. Bizlere hayatın formülünü daha doğrusu matematiğini öğretiveriyorlar. Çünkü onlar büyüyorlar, büyüyorlar, büyüyorlar!
Ama unutmamak gerekir ki çocuklarımız dünyamızın süsüdür. Çocuklarımız gözümüzün nurudur. Onları çok seviyoruz. Seviyoruz. Seviyoruz...

2 Şubat 2009 Pazartesi

DEE Mİ Baba!..:)))

Küçük kızım Deren son günlerde kurduğu cümleleri öyle pekiştiriyor ki inanılmaz hoşuma gidiyor. "Ben seni üzmüyom de mi baba; TV'de gördüğü bebeğe: Bu bebek büyücek de mi, baba, ben de öyleydim, artık büyüdüm de mi baba, sen tıyaş oldun de mi baba" gibi. O kadar tatlı, o kadar doğal, o kadar içten ve saf söylüyor ki sadece size, ona: "evet kızım", "evet kızım" demek ve o tatlılığı doyasıya yaşamak kalıyor. Ne kadar da şirin oluyorlar... Ama o kadar da çabuk büyüyüveriyorlar. Doğduğu günü dün gibi hatırlıyorum.
Ya büyük kızım ! O çoktan büyüdü bile. Her şey dün gibi, peş peşe sıralanan bir kaç ay gibi. Oysa ne çabuk geçti yıllar. Bazen ona bakıp dalıp gidiyorum. "Bu benim küçük kızım mıydı!" diye kendi kendime soruyorum. Çimen gözleri, muzur bakışıyla "evet baba o bendim" diyiveriyor. İlk üç aylık hali, gazlı geceleri, üç yaşına gelişi, ilk kreşe başlayışı, anaokulu, okul heyecanı, ilk kamera çekimleri evet hepsi an gibi, dün gibi... Deren'de de aynı duygular. Aynı hisler. İrem yeniden büyüyor sanki.....
Geçenlerde albümlere baktım. Her şey gerçek bir düş, gerçek bir masalmış gibi geldi. İç çektim kendi kendime. Her şey an gibi akıp geçmişken, bizler de geçmişiz sanki. Resimlerde çok değiştiğimi fark ettim. Galiba çocukları büyütürken kendimizin farkına varmıyoruz. Daha dün çocuktum, bu gün ise çocuklarımın çocukluğunu anlatıyorum. Muzurluklarını, tatlılıklarını yazıyorum. Hayat böyle bir şey demek. An gibi, çocuk gibi, çocukluğum gibi, çocuklarımız gibi.
"De mi baba" diyen minik dudaklar, duygu deryamızda nasıl da bir derinlik oluşturdu. Onları çok seviyorum. Onlar doyunca doyuyorum, onlar uyuyunca uyuyorum, onlar hastalanınca hastalanıyorum ve onları her geçen gün daha da çok ama çok seviyorum.... "De mi kızım!"

30 Ocak 2009 Cuma

Uyutma Merasimlerimiz!...:)))

Çocuk büyütenler bilirler.Çocuklarınız kendi kendilerini idare edecek, kendi işlerini halledecek yaşa gelene kadar anneler evrim değiştirir gibi, hayat akışını değiştirmek zorunda kalırlar. Bu tamamen doğal bir süreçtir. Bir dönem çocuğunuz kendi uyumak ister, bir dönem ayakta sallanmak, bir dönemde sizinle yatmak isterler ve o sizi uyutana kadar muzurluklar yapıp, gecenin bir yarısında bir bakarsınız ki, minik kuzucuk sizi uyutmuş, daha sonra da kendisi uyuyup kalmıştır. Ama benim bütün işimin gücümün kalması ile birlikte çok da keyiflidir. İremciğim, uykusu geldiğinde iyi geceler öpücüğünü verir, kendi başına gider uyur. Ancak minişim bizim yatağımızda yanımda yatar. Bıcır bıcır konuşur, kalkar, tepemize çıkar."Anne omjunda yatcaam" diyerek omzumu gösterir ve orada yatar. Bir süre sonra sıkılır yanıma yatacağını söyler. Sonra minik kolunu boynuma atar, "sen de aykamdan sayıl bana" der ve "anne seni seviyooom" der. Sonra "babayı da seviyoom, İyem' i de seviyoom". "Ben seni sevmiyorum ama" derim. "Sen uyumuyorsun. Hep konuşuyorsun" derim. O da "seviyooon". der. "Sevmiyorum" derim " seviyooon lalancı" der. Sonra sarılırız, öpüşürüz. Sonra da nasıl sevdiğimi gösteririm. Bu seferde "anne seni öjledim" der. "Ben de seni seviyorum. Ben de seni özledim" derim. O kadar sevgi dolular ki. İçime sığdıramıyorum canlarımı. Sevildiğini o kadar çok iyi biliyor ki, kandırmacalarımıza bile inanmaz. Gece diyaloğumuz uzar gider. En sonun da uyumayacağa benziyor ve benim de pilim tükenmek üzere iken "önce ben uyuyacağım" derim o da "hayır önce ben uyucam". Ben "hayır ben uyudum bak" derim. O da "ben de uyudum" der. Bu uyutmam da biraz etkili olur. Etkili olmasa da gözler yumulduğu için muhabbetimize en azından ara verilmiş olur. Yaaa!.. aslında aramızda o kadar da güzel diyaloglar ve konuşmalar da geçiyor ki, ben çabuk unutuyorum veya tam toparlayamıyorum da. Onları da burada yazmak isterim aslında.

28 Ocak 2009 Çarşamba

Kurabişlerimle Kurabiyelerimiz....

Önceki akşam canım kızlarım ile hem birlikte vakit geçirmek, hem de onlar için etkinlik olsun, eğlensinler diye kurabiyeler hazırladık. Artık İrem bu tür işleri kendisi yapmak istiyor. Hamurunu kendi hazırlamak istiyor. Kendisi açmak istiyor. Ben de onlar için en eğlenceli kısmın hamurların üzerinde şekiller oluşturmak olduğunu düşünmüştüm ama hepten olaya el attılar minik kardeşi ile birlikte. Bana ise onları sadece izlemek ve resimlerini çekmek ve de fırını ısıtıp, kurabiyeleri fırına vermekden başka iş düşmedi. Sanıyorum farkında olmadan büyüyorlar canlarım benim. Aslında çok da şanslı olduğumu düşünüyorum. İki tane dünya tatlısı, hayat dolu, sevgi dolu, bıcır bıcır kızlarım var. Allahım Cümlesinin evladı ile birlikte benim çocuklarıma da sağlıklı, hayırlı, uzun ömürler versin.
Kurabiyemizin hamurunun hazırlanmasından bahsedeyim önce. Oda sıcaklığında bekletilmiş yarım paket margarin (ben tereyağ kullanıyorum), 1 yumurta, 1 fincan yoğurt, 1 fincan pudra şekeri, 1 paket kabartma tozu, 1 paket vanilya ve alabildiği kadar un. Hamurumuz kulak memesi yumuşaklığında olacak. Daha sonra iremciğim hamuru açıp kurabiye kalıpları ile şekiller verdi. Az bir miktarda kalan hamurada kakao katıp, kakaolu hamur oluşturup, değişik kurabiyelerimizi hazırlayıp fırına verdik.
Bütün bunları yaparken minik prensesim boş durur mu hiç. Hele de el atmasa hiç olmaz.Evin hakimiyeti onda şu anda. Onun dediği mutlaka evde olacak. Bizde onun istediği de yerine gelsin. Onun emeği bulunsun diye bir parça hamur eline verdik. Ablasına şöyle bir göz atıp onun gibi yapmaya çalıştı.Önce hamuru açmaya çalışıp, minik parmakları ile bastırıp, kalıplar ile hamuru kesti. Arada ağlayarak ablasının elindekileri almaya, verdiğimiz hamurla yetinmemeye bile başladı ama güzel bir etkinlik oldu. Kurabiyelerimizin üzerine evde fazla malzeme kalmamış olduğu için ben sadece pudra şekeri serpmeyi düşünüyordum ama İremciğim pudra şekeri ile tarçını karıştırıp serpmek istedi. Bende pudra şekeri ile tarçını karıştırıp kurabilerimizin üzerine serpiştirdik.

26 Ocak 2009 Pazartesi

Benim Minik Kızım da Okurmuş!...


Canım bebişim, evde önünde ona model olacak kişiler olunca o da o modelleri taklit ederek büyümeye çalışıyor. Özellikle de ablayı model almaktadır. Ayrıca ablasının herşeyini sahiplenmektedir. Resimde gördüğünüz bebişimin 5-6 aylık dönemleri. O zamanlar daha yürüyemiyor ve örümcekle adeta evin içinde paten yapar gibi manevralar çiziyor, pıtı pıtı yürüyor, ani dönme hareketleri yapıyor, örümceğin içinde koşmaya çalışıyordu. O kadar tatlıydı ki. Maşaallah benim kuzucuğuma. Allah cümlesinin evladı ile nazarlardan esirgesin. Herşey daha dün gibi.
Bugünse bebeğim 3 yaşın içinde (2 yıl-7 ay). taklit olayımız tam hız devam ediyor. O da şimdilik okumaya pek hevesli. Her sabah arabayla okulun önünden geçerken heyecanla "anne bak, abanın okulu veya iyem'in okulu veya benim okulum" diyor. Okul olayına pek hevesli. Okumaya da. Eline defter, kitap ne bulursa geçiriyor ve aklı sıra okumaya çalışıyor. Hikaye senaryoları yazıyor. Şu an aklıma pek gelmiyor ama "cocuk odula ditmis. Öğretdidi delmis.......falan...Daha başka hikayelerde uyduruyor. Ben o sırada ev işleri, ev toparlamaları içinde olduğum için ve hemen de kayıt yapamadığım için hatırlamıyorum. Hikayesini bitirdikten sonra da "masal da bu da bitmissss" diyor.