29 Aralık 2008 Pazartesi

Ciş Babtım Ciş Yaaa!..

Son zamanlarda İrem'imizin kardeşine karşı kıskançlıkları hat safhada. Onsuz olduğu zaman hayatından daha çok memnun görünüyor.Son zamanlarda da Kardeşinin yatağına takmış durumda."O yatakta ben yatacağım" diye başımızın etini yiyor."Ya ben Deren'in yatağında yatarım ya da bana oturma odasını verin" diye tutturdu.Oturma odasını iptal etmemiz içinde oradaki eşyaları gözden çıkarmamız lazım. Bunu da düşünüyoruz son zamanlarda.Neyse ben şimdi iki kardeş arasındaki komik diyolaga değineceğim yine.Yine İrem tutturdu." ben Deren'in yatağında yatacağım" diye. Ben de "Deren ablan senin yatağında yatmak istiyor tatlım" dedim. Yüz ifadesini görmeliydiniz.Yine ne derse beğenirsiniz.Yazın dondurma muhabbetinde dondurmaya acı dediği gibi...Yooook! Ben yatağa ciş babtım ciş yaaa!..Sonra İrem huysuzlık etmeye başladı.Elinden tutup "gel gösteriyim gel" diyerek odaya götürdü ve "bak ben yatağa ciş babtım ıslak bak ıslak" dedi.Tabii söylediği de doğru değil. Aklı sıra kandırmaya çalışıyor ablasını minik cadı.Ablasına "ben yukada yatcam, sen aşada yatcan mamam" diyor.

26 Aralık 2008 Cuma

Hamarat Kızım Benim:))

Dün canım anneciğim, bize mantı yapmış.İremciğim' de okuldan çıkınca anneannesinde oluyor.Annem mantı yaparken de irem anneme yardım etmiş.Annem maaşallah eli hem hızlı, hem de becerikli.Eline çok yakıştı diye.Keşke bende orada olsaydım da görebilseydim diye üzüldüm.Biz çalışan bayanların maalesef kaderi bu.Kızım evde bana yardım etmek istediğinde işimiz zaten acele olduğu için bırak kızım ben yaparım. Şimdi bunu yetiştirmem lazım.Şunu halletmem lazım.Daha müsait bir zamanda yardım edersin diye hep çocuğa mani olup erteliyordum ama bunu yapmamam gerektiğini geç de olsa anladım.Çünkü hem çocuk için o eğlence, hemde kendi başına birşeyleri başarabilmesi öğrenmesi de kendi ihtiyaçlarını kolaylıkla karşılayabilmek adına iyi olur aslında.Ben buna mani olmamalıyım.Bu da benim iş yaparken telaşlı olmam ve de kendi başıma halletmek istememden kaynaklanıyor.

23 Aralık 2008 Salı



Tuvalet Alışkanlığı Nasıl Kazandırdık...

Kızlarımın bloğuna sık yazamıyorum.Bunun da nedeni, herşeyi detayları ile anlatmak ve de o an yaşanan bir durum varsa da hemen bilgsayarın başına oturup yazamamaktan kaynaklanıyor.Aslında bizi takip eden arkadaşlarımın çoğunun çocukları bizden birkaç ay küçükler ve bizimde onlara rehber olmamız adına yazsak iyi olur diye düşünüyorum.Ama bazı konularda fikirlerimizi almak ve de sormak istediğiniz herhangi bir konu olursa seve seve yardımcı olurum.Bana da yazacak konu çıkmış olur.Mesela ben küçük kızıma tuvalet alışkanlığını nasıl kazandırdığımı burada yazmadım.Benim büyük kızımda,küçük kızımda 1,5 yaşında iken tuvalete alıştırmaya başlamıştık.Uzmanlar her ne kadar iki yaşından önce olmaz deselerde çocuğun gelişimi ve bilinçle yapıldıktan sonra rahatlığını göreceksiniz.Biz mesela öncelikle lazımlık aldık ve oyunlarla başladık bu işe.Çocuk bu alışkanlığını edinirkende aynı zamanda eğlendi.Mesela ben" aaa! göbiş çiş var diyo, göbiş çiş var diyo" deyip lazımlığa otutturuyordum ve o çişini yaparken de konuşuyordum onunla.Yapıyorken de "gördün mü bak doğruymuş" diyordum. Yaptıktan sonra da alkışşşş! diye alkışlıyorduk ve bu epey süre devam etti. Hatta evde babası, ablası kim varsa herkese de yaptığı için alkışlattırıyordu. Aslında sabır gerekiyor ve daha sık tuvalete götüreceksiniz, bez kesinlikle bağlamayacaksınız.Bu taktiğin ben çok faydasını gördüm ve artık gerçekten çok rahatız.Yaza kadar gündüzleri bez bağlamadık.Sadece geceleri bağladık. Yazında gece de bağlamadım.İlk zamanlar gece birkez kaldırıp yaptırdım.Şimdi ise geldiği zaman kendisi yanıma gelip çişi geldiğini söylüyor. Bir iki kez kaçırdığı olmuştur.

Bu konuda İremimiz ile çok tatlı bir anımız var.İrem'de iki yaşlarında idi.Büyük marketlerin birinde alışveriş yapıyoruz.Çişi geldiğini söyledi.Biz de sık sık "İrem çiş var mı kızım?" diye sorduğumuz için irem'de çişi geldiği zaman "çiş var mı? Çiş var mı?" diye belirtirdi.Tuvalete götürdüm.Dışarıda kuyruk oluşmuş. Kuyrukta kucağımda beklerken oradaki güvenlik görevlisine "amca çiş var mı?" demişti. Halbuki çocuk amca çişim geldi demek istemişti. Adamda "var seninde var mı" demişti.Bende çişinin geldiğini demek istedi zaten diye düzeltmiştim.Konuşmayı da yeni yeni öğrendiği için o sorunun anlamını çişim geldi olarak ifade ederdi.Biz bu anıyı tabii daha sonra unuttuk.Bir bayram ziyaretinde komşumuz bize tekrar hatırlattı.Zamanında onlara anlatılmış onların aklında kalmış.

18 Aralık 2008 Perşembe

Bebek Kokusu,Anne Kokusu..:)))

Derenimle yine bir muhabbetimize değinmek istiyorum. Kucağıma alıp, kucağımda evire çevire öpüyorum, kokluyorum.En çok da boynundan öpmek çok hoşuma gidiyor bebişimi.Öptükten sonra da bir de koklayım diyorum ve boynunu derin nefes alarak kokluyorum.Ohhh! Ne güzel bebek kokuyor diyorum.Ona çok mutlu oluyor.gülüyor.Bende seni koklıycam diyor ve kokluyor.Ben ne kokuyorum kızım diyorum anne kokuyosun

15 Aralık 2008 Pazartesi

Canlarım...:)))

Canım kızlarım, zaman zaman iremciğimin kıskançlıkları olsa da inanılmaz bir bağ var aralarında.O kadar tatlılar ki, küçük kızım aramıza katıldığı gün daha dün gibi.Ama şimdi inanılmaz bir şekilde evde hakimiyet kurmuş durumda.Haaa! o hakimiyeti sağlayamasa da şirinlikler yaparak kendini kabul ettirmeyi çok iyi biliyor.Kız çocukları kendisini sevdirmeyi biliyor diye boşuna söylemiyorlarmış demek ki.Hakikatlere dayalı söylenmiş gerçekten.Artık konuşmalarına yetişemiyorum.Buraya da aktaramıyacağım gibi geliyor.Çünkü artık herşeyi söylüyor, soruyor, fikir beyan ediyor.Hala şaşırtıyor ama artık doğal karşılamak lazım galiba.Yalnız kendine has o bebeksi konuşması insanı bitiriyor.Bugün de halıya yatmış, kendi kendine idi-död-atı-sekiz-on diye ikişer-ikişer saydı.Ablasına bakarak dans etmeler, onun gibi poz vermeler.Çocuklarımın resimlerini buraya koymadan önce fhotoshopta oynuyorum ve böyle flü bir resim olarak buraya koyuyorum ki, nazara çok inanıyorum ben. Özellikle küçüğümüzle ilgili bazı sıkıntılar yaşadığımız için acaba nazara mı geliyor diye düşünüyorum.

3 Aralık 2008 Çarşamba

Bir Büyük, Bir Cücük Öpcem...:)))

Ahhh! Bebişim çok tatlı olmakla birlikte,inanılmaz inatçı.Dediğini yaptırmak için bütün çığlıkları basıyor,ortalığı yıkıyor ve pes dedirtecek aşamaya getiriyor.Bazen de işe yaramıyor değil yani.Herşeyin bilincinde yumurcağım benim.Bence şimdiden kuralları koymak lazım.Yoksa ileri de gerçekten baş edilemeyecek,söz geçirilemeyecek aşamalara gelecek gibi görünüyor durumlar.Bütün bunları yaptıktan sonra siz tavır koyduğunuzda, kızdığınızda gönül almasını da öyle bir biliyor ki,şaşıp kalıyoruz.Kendini zorla sevdirmeye,öptürmeye çalışıyor.Üzerinize çıkıyor,"anne seni seviyoom, anne seni özledim,öpceem, öpceem.umah umah"."Cücük öpcem" deyip,dudaklarını yalan yanlış yanaklarımıza değdiriyor.Sonra da "bi de büyük öpücem" deyip, şap diye candan öpüyor. Alem bebeğim ya. Geçen hafta birkaç günlüğüne eşimin yeğeni Burak geldi. Yıllardır uzak oldukları için kuzenlerini ilk kez gören Burak ağbileri ile öyle bir kaynaştılar ki. Deren bebişim ağbisinin kucağından hiç inmedi ve bize yaptığı sırnaşık hareketleri Burak ağbisine de yaptı. Kuzenlerinin özlemiyle ve merakıyla yıllardır hasretlik çeken Burağımızda durumdan son derece memnun kaldı. Neyse Burak bizden ayrıldıktan sonra amcasına mesaj atmış. Mesajın sonunda da "yeğenlerimi benim için öp amcacığım. Bir büyük bir de küçük". Bu çok hoşumuza gitti. Güldük bizde.Ağbisine de demek aynı oyunu yaptı diye...Alem yaaa!..

28 Kasım 2008 Cuma

Ben Boyuyacaaaam!...

Bu resmi koyalı bayağı oldu. Ancak yazmak için fırsat olamamıştı maalesef. Zaman zaman kızlarımla etkinlikler yapmaya, onlarla vakit geçirmeye çalışıyorum. Ama minik kızım maalesef şu sıralar ben merkezci tutum sergilediği için, İremciğiminde içinde olduğu faaliyette pek başarılı sonuçlar alamıyoruz. Bir akşamda mutfakta kızlarımla patates baskısı yapalım dedim. Patatesleri kestim ve şekiller çizdim. Çiçek, kelebek, balık falan. Ama minik meleğim hepsini ele geçirdi, patateslerin hepsini rastgele siyaha boyadı, boyalarıda kirletti, ortalığı da kirletmeye başladı. Bizde İremciğimle birlikte artık onu seyre daldık. Napalımmm. Umurunda mı dünya,Minik cadının...

19 Kasım 2008 Çarşamba

Müzisyenliğe Doğru Adım Adım...:))))



Benim Çimen gözlü kızımın, okulu ile birlikte gitar kursunun başladığını da daha önce yazmıştım. İlk birkaç ders sadece tıngırtmadan ibaret olduğu için, kendi istemesine rağmen sıkılmış, "gitmek istemiyorum" demişti. Çünkü son derece özgür ruhlu ve asla sıkıntıya, disipline gelemeyen bebeğim, şimdi derslerin ilerlemesi, notaların öğrenilmesi ve kendi keşifleri ile de güzel melodiler çalmaya başlayınca tekrar keyfi yerine geldi. Cumartesi günümüzü çimen gözlümüze ayırıyoruz.Babası kursa götürüyor, bende evde ufak meleğimizle kalıyordum.Şimdi annemler geldiği için minik meleğimizi anneneye bırakıp eşimle birlikte çimen gözlümü kursa bırakıp o kurs saati boyunca bizde farklı şeyler yapabiliriz. Annemlerle aynı sitede oturuyoruz ve artık sadece kışın evlerine geliyorlar.Annem geldiğinde çocukların bakımını yine yazlığa dönene kadar üstleneyim dedi. Mart veya Nisan gibi de dönüyorlar.Bizde "düzenlerini hiç bozmayalım. Siz gittikten sonra tekrar sıkıntı olur" diyoruz.Anneme "sen sadece hafta sonları işimiz olduğu zaman ve sosyal aktivitelerimizde(Tiyatro ve sinemaya gitmek için sabırsızlanıyoruz) bakarsın" diyoruz.Tiyatro, sinema etkinliklerinden bahsediyorum tabii ki.Kış ayında pek başka birşey de olmuyor ama tiyatroyu zaten eşimle birlikte çok seviyoruz. Bütün bunların dışında zaten aynı sitede olduğumuz için ya annemler bizde oluyor, ya da biz onlarda. Hafta içi de zaten onların da kendine göre planları olduğu için babamla birlikte takılıyorlar. Konu İremciğimle ilgili iken dağıttım galiba ben.Yazımın uzun olmaması adına byee diyorum.sevgilerimle...

28 Ekim 2008 Salı

Minik Kızımın incileri...:))

Bugün mutfakta sigara böreği yaparken minik kızım gelip gelip yufkayı didikliyor ve yiyordu.Ne yaptıysam engel olamadım.Neyse yardım etmesini söyledim.Önüne bir parça yufka verdim ve minik elleri ile oynamaya başladı ve diğer parçalara da el atınca, "kızım hadi git, babacığım ben anneme yardım ediyorum de" dedim.Maksat zamandan kazanıp o gidip gelene kadar ben işimi bitirebilmek için.Yine ne derse beğenirsiniz "Yok ben is batıyooom is. İs batıyım oydan soya mamam" dedi. "Mamam kızım" dedim ben de.Yine şaşırttı yumurcağım beni. Artık papağan gibi herşeyi konuşuyor.Eksiğimiz var, bazılarına tam dili dönmese de bu artık konuşuyor anlamına geliyor sanıyorum öyle değil mi?

Yine az önce bir diyolog gelişti.Minik kızımla eşim arasında.Kek yapmıştım.Çayımızı içiyorduk.Miniğimiz çay kaşığı ile babasına kek yedirmeye çalışıyor. Kendine özgü mimiği ile de "babacığım paşha(pasta) ye." Ağzına verirken de "bu şon mamam" diyor. Alem ya. Ben yemek yedirirken kendisine istemediği zaman "tamam kızım bu son anneciğim hadi bunu da ye" diyorum oradan mı çağrışım yaptı ne.Yine güldürdü bizi ya.Hemen de yazmak istiyorum çünkü gerçekten unutuyoruz...:))

19 Ekim 2008 Pazar

Bilim Çocuk ve Türkiye Haritamız...

İremimiz görsel zekanın ve işitsel zekanın daha güçlü olduğunu düşünmemize rağmen bu günlerde bilimsel konulara daha bir merak sardı.Büyünce de uzaya gitmek istediğini, astronot olacağını söylüyor.Tabii ki bu fikirleri daha pek çok kez değişecektir.Ama şimdilik saygı duyuyoruz.Şimdi ki ilgi alanına yönelik olarak her ay eşim bu dergiyi alıyor kızımıza.Çok güzel ve içerikli bir dergi.İlkokul 4.sınıftan itibaren her çocuğa alınabilir.Tavsiye ediyoruz.

Bu dergiyi bizler de okuyabiliriz. Çocuklarımıza bazen gerçekten cevabını veremediğimiz veya eksik verdiğimiz konular üzerinde çok sorular sorabiliyor.İşte böyle bir durumda çocuklarımızın anlayabileceği şekilde cevaplanmdırabilmemiz için güzel bir kaynak olduğunu düşünüyorum.Unutmadan bu dergi TÜBİTAK yayınlarına ait.

Yukarıda yine İrem için pazldan Türkiye haritası. Bunu da küçük kızıma alınan pazl yanında aldık. Çünkü İrem kardeşine alınan en ufak şeyi ona alıyorsunuz da bana niye almıyorsunuz diye sitem ediyor.Biz de bu dengeyi korumaya çalışıyoruz. Kardeşine gerçekten ekstra birşey aldığımızda onun açıklamasını da yapmak zorunda kalıyoruz."Bak kardeşine senin küçüklük eşyalarını kullanıyoruz ama bunu şu nedenden dolayı almak zorundaydık" diye.
Alınan oyuncakların hem eğlenceli hem de eğitici olmasına dikkat ediyoruz. İrem 4.sınıfa gittiği için Türkiye sınırlarımızı, bölgelerimizi ve illerimizi öğrenme zamanı diye düşündük. Gerçi illerimizi öğrenmişti ama harita üzerinde daha iyi tanıma imkanı olur. Kendisiyle yaşıt yeğenime ilkokul 1.sınıfta kelime oyunu olan isim-hayvan-bitki-şehir-eşya vs. öğretmiştim. Hala bir araya geldiklerinde zaman zaman oynarlar bu oyunu.




Minik Prensesimin Oyuncakları...

Minik prensesim artık konuşuyor.Varlıkları, nesneleri de tanımaya başladı. Bende bu nedenle bu kitabı aldım. Hem ablasından ve bizden gördüğü kadarıyla kitap okumaya da meraklı benim tatlı kızım. Kitabın içeriğini ben çok beğendim ve tam üç yaş çocuğuna uygun.
Aşağıda görünen de ahşaptan yapılmış bir pazl. Anne ayıcık, baba ayıcık, erkek çocuk, kız çocuk. İçinde kaç parça olduğunu saymadım ama birçok parçası var.Yüz ifadelerinde de; gülen yüz, ağlayan yüz, şaşıran, korkan. Kıyafetlerini de istediği gibi değiştirebileceği parçalar mevcut. Bana bayağı eğitici geldi.
Çok da şirinler. Büyük kızımın da ilgisini çekti ve kardeşini bu oyuncak ile daha çok oynatma isteği doğdu...Çünkü zaman zaman kardeşini istemeyip, ya sadece kendisi ile ilgilenilsin istiyor, ya da kendi kendine oynamak...
Aldığımız yerde daha değişik ahşap pazl çeşitleri vardı. Ama her ay birini almaya karar verdik. Çünkü hem bizim için hesaplı olur böylesi, hem de çocuklarımız hepsine birden sahip olup sıkılmazlar...



12 Ekim 2008 Pazar

Yeniden Merhaba!

Uzun zaman oldu yazmayalı. Bazen üşendim, bazen de fırsat bulamadım. Fırsat bulduğum zamanlar da ise uzanmayı, internette gezinmeyi tercih ettim desem yalan olmaz. Evet. Kızlarımla ilgili duygu ve düşüncelerime virgül koyduğum yerden devam etmek istiyorum.

Küçük kızım Deren bana öyle düşkün ki.... Yemek yerken, oyun oynarken, düşüp bir yerlerini acıtıp ağlarken hep beni istiyor. Çöpleri atmaya aşağıya indiğimde bile beni arıyor. Hele hele sabahları bırakırken boynuma küçücük kolları ve minik bedeniyle öyle yapışıyor ki, sevgisinin ve bağlılığının büyüklüğünü orada görebiliyorsunuz. Onu o şekilde bırakıp gitmek aslında benim de içimi yakıyor ama çalışmanın da bir bedeli var. Hayatta her şeyin bir bedeli olduğu gibi. O bizim canımız, en küçüğümüz, sevimlimiz, neşe kaynağımız. Onu çok ama çok seviyorum. İyi ki var. İyi ki varlar.

Gelelim büyük kızım çimen gözlüme, Yani İremciğime. O da iyi ki var. İyi ki varlar. Geçen hafta öğretmeniyle görüştüm. İrem'den çok memnun olduğunu, derslerinin ve davranışlarının ise iyi olduğunu söyledi. İrem'le ilgili,duymayı özlediğimiz cümlelerdi bunlar. Çünkü geçtiğimiz yıllarda birazcık memnuniyetsizliğimiz vardı. Bu sene gerçekten iyi. Daha iyi olacağını düşünüyorum. Bu sene gitar kursuna da başladı. Kendisi istedi. Gitar kursuna birlikte gidip, geliyoruz. Sanatla uğraşması bizleri mutlu ediyor. Şüphesiz başarısını da etkileyecektir. Bu arada geçen hafta doğum gününü kutladık. ( 8 Ekim ). Ona almış olduğumuz hediyelere öyle sevindi ki sevinçten gözyaşlrını tutamadı. Hep birlikte duygusal anlar yaşadık. İnanamıyorum. Kızım büyüyor. Günden güne değişiyor. Bir ara ona bir kaç saniye bakıp "acaba bu benim minik kızım mı" demekten kendimi alamıyorum. Çok tatlı. Kıpır kıpır. Çenesi de çok maşallah. Gerçekten yıllar çabuk geçiyor. Her doğum günü sanki bir kaç gün önce yaşanmış gibi çok yakın ve sıcacık. Ama yılların önüne geçmek imkansız. Allah öncelikle herkesin çocuğuyla birlikte bizlerin de çocuklarına sağlık ve sıhhat versin. Onlar gerçekten hayatın tadı, tuzu, anlamı, neşesi kısacası hayatın kendisi ve herşeyi. Canım kızlarımı çok seviyorum. Önce Yüce Allah'a sonrada sevgili eşime onları bana verdiği için teşekkür ediyorum. Her şeyin gönlümüzce olmasını diliyorum. Görüşmek üzere...

9 Ekim 2008 Perşembe

Sabun ve Su Muhabbetimiz:))

Minik kızım tam bir temizlik tutkunu.Eli, üstü,başı en ufak bir leke falan olsa ya değiştirmek ister.Ya da yıkamak ister.Özellikle lavabo da ellerini yıkamaya pek meraklıdır.Ben yıkamak isterken ısrarla "Ben yıkıcaaammm" diyerek kendi yıkamak istediğini belirtir.Bazen sırf oyun olsun diye de "eli yıkıcaaammm" der.Ben de lavaboya götürürüm.Suyu açarım hemen "batuuun" der.Sabun ister.Ben yıkamak isterim."Ben yıkıcaaammmm" der.Suyu ve suyla oynamayı çok seviyoruz çok.Banyo kelimesi ağzımızdan çıkmasın." Bel de ballo yapıcaaammm" der.Banyoda da ben onu yıkarken o da oyuncaklarıyla suda oynar.Son kelimelerimizin bu harflerini de böyle uzatıyoruz.Çok şeker oluyor ya.Onu konuşturmaktan, dinlemekten öyle keyif alıyoruz ki. Anlatamam.

8 Ekim 2008 Çarşamba

İyi ki Doğdun Bebeğim!..:))

Canım kızım, dünya güzeli çimen gözlüm, barbie bebeğim benim.
Seni çok ama çok seviyorum.Az be az haylaz, yaramaz olsan da melek gibi kalbin, şefkatli yüreğin, tatlı mı tatlı bal gibi dilinle canımıza can katıyorsun.Canım yavrum sen bizim herşeyimizsin.Zaman zaman kardeşinle bizim sevgimizi paylaşmak istemesende o da senin bir canın, senin bir parçan.Kardeşini bile sana olan sevgimizden, sana olan bağlılığımızdan, sana can yoldaşı olsun, sana hayat bağı olsun, can olsun,kan olsun,kardeş olsun diye yine senin için istedik.Ve yüce rabbimde senin kadar tatlı,senin kadar güzel,sevgi dolu, hayat dolu bir bebeği bize ve sana gönderdi.Bence kardeşine bu konuda haksızlık etmemeli, işte bu yüzden ona daha çok bağlanmalısın.O da senin canın.Siz bizim canlarımızsınız. Seni ve kardeşini çok seviyoruz.

Annesinin kuzucuğu,yavrusu,dünyalar güzeli,
Bugün senin doğum günün.Canım benim 8 Ekim 1999 yılında aramıza,hayatımıza katıldın.Seni heyecanla ve büyük bir merak ve sabırsızlıkla bekledik.Biran önce sana kavuşmak istedik.Seninle birlikte hayatımız değişti.Zaman o kadar çabuk geçiyor ki,şimdi nerdeyse genç kız oldun.Canım, herşeyim, bugün doğum gününü kutlarken,hediyelerini alırken gözlerin doldu.Benim canım.sen herşeye layıksın.Sen mükemmel, sevgi dolu, şefkat dolu,hayat dolu,neşe dolu bir çocuksun.Seninle gurur duyuyoruz bebeğim.Sen bizim ilk gözağrımız, ilk prensesimizsin.Bunu hiçbir zaman unutma.seni çok ama çok seviyoruz canım yavrum.Doğum günün kutlu olsun.Rabbim Cenab-ı Allah seninle ve kardeşinle birlikte tüm yavrulara sağlıklı,hayırlı,mutlu,uzun ömürler versin.Nice nice yıllara bebeğim benim.
SENİ ÇOKKKK..........................SEVİYORUMMMMM..........................Annen.

4 Ekim 2008 Cumartesi

.......Konuşmaya Devam!.......


Bayram tatili itibari ile minik kızımın konuşmaları epey netlik kazandı.Biz bayramda Kütahya'da kayınvalidelerin yanında idik. Bayramın son günü evimize geldik. Kütahya çok şirin bir kent. Bu sefer daha da bizi büyüledi. Çünkü günden güne gelişiyor. Ben tarihi gezileri daha çok sevdiğim için bu sefer ki gezilerimizde müzeleri falan gezdik. Gezerken minik kızım babasının kucağında, belediyenin anonsunda nöbetçi kurumları anons edilirken canım bebişim yine bizi şaşırttı ve "Babaa! bu adam ne diyoo?"Dedi. Şaşırdık kaldık.

13 Eylül 2008 Cumartesi

Konuş Bebeğim Konuş:)))

Yine minik kızımdan haberler var.Canım benim ya; konuşmasını ilerletti.Artık herşeyi söylüyor ve kısa cümleler de kuruyor.
Aklıma gelenleri yazacağım:

Anne karnım dog.

anne menim karnım dog.

Anne karnım aç.

Anne ben parga dittim.

Anne Enes beli dödü.

Anne süd icdim.

İyem aba giddi.

Cicah dayı deldi.

Anne sen dit.

Anne noldu

Anne o kim

Kim deldi.

Anne baba nee diddi.

Baba ise ditti.

İyem Aba okua ditti.

Anne ben datıyom.

Ben daktım.

Anne o kim?

Anne dit

Anne sen dalk.

bu menim(resimlerini gösterip)
Baba bisey söyleee( diyerek ağlıyor, ablasına falan kızmasını istiyor)

Aslında bilgisayar başına oturunca unutuyorum ama ağzımızdan çıkan her cümleyi ve kelimeyi söylemeye başladı ama bazılarını kendi dilinin döndüğünce söylemesi çok şeker oluyor.En iyisi kağıda yazıp oradan da buraya geçirmek...

4 Eylül 2008 Perşembe

İremciğim Okula Başlarken...

İremciğimin, çizmiş olduğu resimlerden yine elime geçenlerden .Daha önce de belirttiğimiz gibi çizimine herkes hayran.Bebekliğinden beri çizmeyi çok da seviyor.Umarım daha da geliştirerek bu yeteneği devam eder.Malüm 8 Eylül'de okullar açılıyor.İremciğim, bu yıl 4.sınıfa gidecek.Okulları ikili öğretim.Geçen sene öğlenciydi ve okula tek başına hazırlanıyordu.Bu yıl ise sabahçı olmuşlar.Ben bu duruma pek sevindim.Çünkü bizzat ben hazırlayacağım ve kendim işe gitmeden önce kızımla ilgilenip, kahvaltısını yaptıracağım.Saçlarını yapacağım ve yavrumu kapıdan ben uğurlayacağım veya erken çıkıp okuluna da bırakabilirim.En azından gözüm arkada olmayacak.Bu yıl dershaneyede kayıt yaptırdık.Bakalım deneyeceğiz.O da ayrıca bir güven verdi.Bu yıl ki derslerle birlikte sınav sistemine yavaş yavaş hazırlayacaklar, etüt havasında bütün dersleri, ödevleri yapılacak,görmüş oldukları dersler pekiştirilecek ingilizce de dahil.Akşam eve geldiğimizde o sıkıntıyı da yaşamayacağız ve sadece çocuklarla oyun ve paylaşım adına birşeyler yaşayabileceğiz.Geçen sene bu konuda sıkıntılar yaşamıştık.Evde yalnız olduğu için ödevlerini yapmıyor ve akşama saklıyordu.O da uyku saatlerinde, başka etkinliklerde sıkıntı yaratıyordu.İremciğiminbu yıl ki proğramı oldukça yoğun geçecek.Tamamen kendi tercihi ile cumartesi günü de kendisine ders verecek olan gitar öğretmeni ile görüşülecek, kızıma uygun gitar alınacak ve ders saatleri belirlenecek. İrem'im resim yeteneği gibi müzik yeteneği olduğunu da düşünüyoruz.Çünkü kreş dönemlerinde benim sözlerini duyumsayamadığım ingilizce şarkıların sözlerini kulağı öyle güzel algılıyor ve ezberliyor, kendisi de söylüyordu.Yine de zaman gösterecek bakalım.Çok yüklü bir proğramın içine sokmuş gibi görünüyoruz ama kızım o kadar hareketli bir çocuk ki, enerjisini bu şekilde harcadığı vakit daha yararlı olacağını düşünüyoruz.Bakalım Hayırlısı...


15 Ağustos 2008 Cuma

Görünmez Kazaların Devamı...

Dikiş atıldıktan sonra eve gittik. Alnı iyileşene kadar annem bizde kaldı.Bende işyerinden izin aldım bir hafta.Çünkü alnını bir yerlere sürtmesini istemiyordum.Alnı iyileşinceye kadar gözetim altında tuttuk.Yer yatağı oluşturup alnı tam iyileşene kadar ayağımızda sabahladık, oturur pozisyonda.Çünkü bizde derin bir uykuya dalarız, yavrumda yüzüstü döner, dikişler açılır diye bir hafta öyle idare ettik.Özellikle de beni istediği için gece gündüz ben oldum yanında.Gündüzde yanından hiç ayrılmadık.Hergün pansumana götürdük.Doktorlardan artık yavrum o kadar ürktü ki, onları görünce, ya da sevseler bile korkar oldu.Ama pansumanın acı vermediğini bildiğimiz için,pansuman sonrası doktor ağbi sana cici yaptı kızım diyordum.Evde ama doktorlardan sempati ile bahsediyordu. Doktor ağbi sana ne yaptı kızım dediğimde alnını eliyle göstererek ciciiiih diyordu. Ama onları gördüğü zamanda ortalı yıkıyordu.Film falan çekilirken neler çekmiştik.Kızım, canın acımayacak, ağbiler başının resmini çekecekler diyorduk ama nafile.Çok zor.Allah daha beterinden saklasın.Ama en azından doktorlara karşı sempati beslemesi iyi. Ablasıyla da çünkü doktorculuk oynuyorlar zaman zaman.Dokdok ağbi diyerek...

11 Ağustos 2008 Pazartesi

Görünmez Kazalar...

Küçük kızımla bizi ne kadar zorlasa da eğleniyoruz. Çünkü 27 aylık ve istediğini yaptırmak için direnme döneminde.Buna rağmen sevimliliği hat safhada.Çünkü konuşmasını, derdini anlatmasını artık bayağı bir ilerletti.Çoğu kelimeleri net söyleyebiliyor.Söyleyemediklerini de benzetirkende çok sevimli oluyor.Mesela; Dokdok ağbi diye doktorlardan bahsediyor.

Başımızdan üç önemli sağlık sorunu geçti:

İlki 1,5 yaşında doğduğu hastanedeki rutin kontrol ve aşıları için doktora gittiğimizde kasık fıtığı olduğu söylendi.Bizde Büyük kızımın doktoruna da muayene ettirdik. Kesinlik kazanınca ameliyat oldu. Allah daha büyük sıkıntılar vermesin cümlesiyle beraber.Çok zor.Yavrum benim o kadar sıcak ve içten bir bebektir ki.Ameliyat için ismi anons edildiğinde, hemşirenin kucağına verdiğimde sanki gezmeye gidiyor gibi hiç ağlamadı.Dünyadan bir haber.Şu an bile yazarken o anı yaşıyorum.Biz ağlamıştık.Yavrum menmun bir şekilde hemşire ablasının kucağında içeri girmişti.
Ameliyattan sonra narkozun etkisi ile de inliyordu yavrum.

İkinci olayımızda akşam saat 18.00' de işten eve geldim.Yarım saat onlarla oturdum, ilgilendim.Eşim de 19.00' da eve geliyordu.Eşimin gelme saati yaklaştığı için mutfağa geçtim.Yemeklerim hazırdı.Onları dolaptan çıkarıp, ısıtmak için ocağa koydum.İşte tam o sırada kuzucuğumun ağlama sesine koştum ve kanlar içinde buldum.Ablasının odasına geçmişler.Tabii doğru dürüst yürümediği için hep koşturduğundan ayağı halıya mı ne takılmış.Banyonun kapısının mermer eşiğine alnı gelmiş.yani o daracık alana alnı nasıl isabet etti anlayamadım.Olacak işte.Evde kendimize göre birçok önlemler almıştık ama bu olaydan sonra annem bütün halıların uçlarını kalın paket bantı ile bantlamıştı.Hala da sürekli bantlamaya devam ediyoruz.Ayrıca banyonun o mermer eşiğine banyonun paspasını muntazam bir şekilde koydu.Büyüyene kadar evden çok çocuğumuzu düşünüp evi ona göre daha güvenilir hale getiriyoruz.Neyse, Ağlama sesine koştuğumda,kanlar içinde yavrumu bulduğumda ne olduğunu anlayamadım.Ablasına soruyorum o da görmedim diyor.Alnından yüzüne doğru kanlar akıyor ve ben başının içinde arıyorum.Yüzü kan içinde üstüm başım kan içinde.Ne yapacağımı şaşırdım.Karşı komşumun kapısını çaldık.Onlar cevap vermeyince annemleri aradım ve Deren' in biryerleri kanıyor çabuk gelin, hastaneye götürelim dedim.Yazık onlar da korkmuşlar.Onlar gelene kadar ben kanayan yeri görüp, elime dolabından geçirdiğim temiz bodyini alnına tuttum.Annemler geldiler.Annem kucağına alıp merdivenlerden inerken mam mam diyormuş, yavrum.Düştüğünü anlatıyor yani.Neyse hastaneye gittik,Röntgenler, tekrar iğne yapıldı,hafif narkoz verildi ve plastik cerrahı dikiş attı alnına...

Bu yazım uzun oldu.Devamını daha sonra yazacağım.Okurken sıkılmanızı istemem...

8 Ağustos 2008 Cuma

Minişim Beniim...:)))

Miniş kızımla diyologlar gittikçe hız kazandı. Artık öyle şeyler söylüyor ki, şok oluyorum. Geçen akşam yemek yerken, (sofradan önce hep o kalkar, zaten hiç de rahat durmaz ya,) doydum diyerek kalktı. Şaşırdım.çok şirine canım. Ben ona askıım diyorum. O da bana acciim diye karşılık veriyor.

-Kızım beni ne kadar seviyorsun? diyorum.
Ellerini iki yana iyice açıp, cüüüüü diyor. Çok demek istiyor.

bazen evin içinde bütün kıyafetlerini çıkarıp, öylece evin içinde dolaşır.Bende,
-Terbiyesiz çocuk derim. Oda sesini de incelterek,
-Bebiyesiz cocuk der.Çok şeker ya...
Kendisine seslendiğimiz zaman da,
-Deren,Askım, bebişim,
-Evediim (efendim) demesine de bayılıyorum.

27 Temmuz 2008 Pazar

İremciğim Ata Binerken...

Canım kızımın en büyük arzularından biri de ata binmekti.Onuda bugünkü hayvanat bahçesi gezimizde gerçekleştirmiş olduk.İlk anda ürkerek bindi.Ancak biz cesaret verince korkusu geçti.Sonrasında da keyif aldı tabii ki.















24 Temmuz 2008 Perşembe

Seni Muziir Seni...

Biliyorum, bugünlerde minik kızımdan daha çok bahsediyorum.Sanki yoğunluk onun üzerindeymiş gibi.Ama büyük kızım bugünlerde çok huysuzluk ediyor.İnanın resim çekinirken bile kardeşi ile çekildiği resimlerin çoğunda yüzünde hırçın ve isteksiz hallerini yansıtıyor.Halbuki benimle, babasıyla ve tek başına çekildiği resimlerde o kadar güzel çıkıyor ki,bu da kardeşini kıskandığının kanıtı.Bilemiyorum üzerinde durmamaya çalışıyoruz.İnşaallah zamanla düzelecektir.Miniğimizde hayatımıza renk katmaya devam ediyor.Konuşmayı öğrenirken muzırlıkları da hat safhada.Dün yaşadığım bir olayı paylaşmak istiyorum.
Dün evde dondurma yiyoruz.Bizlere büyük kaseye koydum.Ona daha küçüğüne.Bebişim iştahla yerken
-"Kızım dondurmanı ben yiyebilir miyim?" dedim
-Ihıh!..
-Ne olur anneciğim ben yiyeyim
-Saklamaya çalışarak yine ıhıh dedi.
-Anneciğim lütfen ben yiyeyim.
En sonunda ne derse beğenirsiniz.
-Aci Aci
Bana sen yiyemezsin acı diyor.Daha iki yaşında bizi aklı sıra uyutmaya çalışıyor.

21 Temmuz 2008 Pazartesi

Ben Bebişlerimi Nasıl Seviyorum...)))

Bugün tesadüfen kremalinin annesinin bloğunu ziyaret ettiğimde,annelerin bebişlerine hangi lakapla ve nasıl sevdiği ile ilgili bir yazısını okudum.Onları severken bizde bebekleşiyoruz.Bununda bütün annelerin ortak özelliği olduğuna karar verdim.Halbuki uzmanlar onlarıda bir birey olarak görmemizi ve normal konuşmamızı söylüyorlar.Ancak bugünlerde geri gelmiyor öyle değil mi?Bırakın bizde onlar gibi bebekleşelim bari.Bu da bizim eğlence kaynaklarımızdan yani.Bundan mahrum olacak halimiz yok.Tadını çıkarmaya bakalım.Bende bebişlerimi severken enterasan şeyler bulurdum.Eşimde şaşırırdı.Nereden buluyorsun bunları diye.Bazen onlarla sanki tarzanca bile konuşurdum.Şimdi aklıma gelenleri burada yazacağım.Neden yazıyorum.Çünkü bunlar o kadar doğal bir süreç ki,insan zamanla unutuyor.

Büyük kızımı, nar tanem,nur tanem, bir tanem diye severdim.Şimdi minişimi de sadece nar tanem,nur tanem diye seviyorum.Ağzımdan bir tanem çıkarsa büyük kızım yan gözle bana bakıyor.O nedenle ağzımızdan çıkan kelimelere dikkat ediyoruz.Kıskandırmamaya özen gösteriyoruz.Ağjını yerim senin,ağjını öperim derim.Ham yaparım.Bebişim,tatlık kızım da, tuzluk kızım.Haylık kızım,huyluk kızım benim(huysuzlandığında kucağıma alırım, oda omzuma kafasını koyar, bunları sıralarım.Bebişim de mest olur.Hemen sesini keser).Yaramazlık yaptığı zaman çok feniksin sen.(Çok fenasın sen)Banyo yaptırdığım zaman da benim kızım bici bici yapmış da misi misi mi olmuş (Benim kızım banyo yapmış da misler gibi mi olmuş diyorum.)Yeni doğduğu sıralarda gajı gajlı kızım benim diyerek severdim.Gaz sancıları olduğu için öyle derdim ama gajı gajlı ne demek istiyordum ben de hatırlayamıyorum.Zamanla unutuluyor.Şimdilik aklıma gelenler bunlar.İleride bunları hatırlamak güzel,hoş bir duygu ve anı...

19 Temmuz 2008 Cumartesi

Minik Kızımın Avhavları...

Bu kedicikler yazlığımızın bulunduğu sitede ikamet ediyorlardı.Sitemizin görevlisi Mehmet amca tarafından sahiplenilmişdi.Kendisi kediciklerin beslenme,aşıları ve her türlü ihtiyaçları ile ilgileniyor,bize de sevmek ve eğlenmek kalıyordu.Eğlencemiz daha çok minik kızımın kedicikleri ile olan diyaloğundan dolayı idi.Bir kere bebişim kediciklere avhav avhav diyordu.Bazen eve koştura koştura gidiyor.Koşarkende emeğ emeğ diyordu.Biz dilinden çok iyi anlıyoruz.Yani kedilere ekmek vereceğini söylüyor.Eve varıncada annenne annenne avhav avhav emeğ emeğ diyerek ekmek istiyordu.Ekmeği alıp tekrar onların yanına koşturuyordu.Yolda yine tekrarlıyordu.Avhav avhav emeğ emeğ...Bizde bebişimizin peşinde koşturduğumuz için...
Şu manzarayı yakalamam hiç de zor olmadı.Hatta bu manzara ile karşılaştığımda bende bebişim gibi eve koşturdum, fotoğraf makinamı almak için.Geldiğimde bu pozisyonu tekrar yakalamam gerçekleşti.Sitemizin görevlisi Mehmet amca severken kendisini, kedicik mayışıyor da mayışıyor ve esnemeye başlıyor.Mehmet amca onları oğlum diye seviyor.Kediciklerin de çok hoşuna gidiyor.Ben de Mehmet amca tekrar aynı şekilde sever misiniz, bu manzarayı almak istiyorum dedim.Bebişim de Mehmet amcasından oğlumu duyduğundan itibaren kediciklere oğluym oğluym diye sevmeye başladı.Onların peşinde oğluym oğluym diyerek kovalamaca oynamaya başladı.
Çok şirin ya.Mehmet amcanın sesini duyunca yattığı yerden doğruluyor,bir o yana bir bu yana mayışıyor dönüyor ve esnemeye başlıyor.
Bu da "bir bakış bir bakışa neler neler anlatır,Bir bakış bir aşığı senelerce ağlatır"Böyleydi galiba.Bu bakışlar da birşeyler anlatıyor ama yorumunu yapamadım şimdi...








17 Temmuz 2008 Perşembe

Üç Çiçek, Bir Böcek...

Image hosting by PHP4 Image Upload
Bıcırık benim ikinci kızım. Neden bıcırık bilmiyorum, ama bıcırık işte. Türk Dil Kurumunun sözlüğünde olmayan bir kelimeyi nasıl oluyor da bu kadar sempatik kullanabiliyoruz anlamış değilim. Ablasına da Pıtırcık diyenleri duymuştum... O da ilginç nereden bulunur, nasıl türetilir bu kelimeler şaşırıyorum.
Derem İmren ( Bıcırık ) adete kendini yedirmek için çaba gösteriyor. Mimikleri insanı eritiyor. Çat pat konuşması, kelimeleri gülerek tekrarlaması ayrı bir tat, ayrı bir zevk. İşten eve döndüğümde beni görünce babaaaaaa demesi yok mu. Ablasıyla birlikte hemen kapıya koşuyorlar. Bana tüm içtenlikleri ve saflıklarıyla öyle sarılıyorlar ki mest olmamak mümkün değil. Ablasından ne görürse onu yapıyor. Bu günlerde öyle yaramazlıklar, öyle muzurluklar yapıyor ki kendisine zarar vermesinden korkuyoruz. Çok hareketli. Herşeyi anlıyor. Konuşmalarımızın aralarında geçen kelimelerden tanıdığı kelimeleri yakaladığında hemen anlatmaya başlıyor. Örneğin geçenlerde midesini üşütüp hasta olan büyük kızıma mide bulantısı için "Markete gidip çubuk kraker alalım mı?" dediğimde hemen " mama, mama haaa, mama" demeye başlıyor. Sen nereden biliyorsun çubuk krakerin mama olduğunu. Kim öğretti veya nasıl öğrendin. Buna benzer o kadar çok şey var ki. Zaten öğrenme çok karışık bir süreçtir. İnsan neyi nasıl öğrenir, yıllarca araştırma konusu olmuştur. Öğrenme ile ilgili sayısız kuram ortaya atılmıştır. Bir çok yabancı psikolog, sosyolog ve eğitim bilimciler kendi çocuklarının gelişimlerini gözleyerek kuramlar oluşturmuşlardır.
Gelelim İrem 'e. O da çok tatlı. Ama bir olumsuz yönü var. Aşırı ısrarcı. Ona herhangi bir konuda bir şeyleri yapmayı söylediysen yandın. Gidiyor geliyor, istiyor. Sürekli söylüyor, hatırlatıyor ve acele ediyor. Kısacası bencil bir tutum sergiliyor. En çok kızdığımız yönü de bu zaten. Bir de isteği olmadan hiç bir şeyi yapmak istemiyor. Ama ne yapalım. Bu kızımız da böyle. Zaman içerisinde değişeceğine, olumsuzluğunun azalacağına inanıyorum. Ona güveniyorum. Benim güvenimden çok kendi özgüvenini kazanmasını istiyorum. Çünkü en çok ihtiyaç duyduğumuz şey belkide kendimize olan özgüvenimiz.
Deren seni mıncıklıyorum. İremciğim seni de o tatlı tebessümünü hatırlayarak yanaklarından öpüyorum. Bu arada sevgili eşime de en derin sevgilerimi yollluyor, benimle bloğunu paylaştığı ve bu etkinliğe katılmamı sağladığı için de ayrıca teşekkür ediyorum.
Bir böcekten üç çiçeğe sevgiler.... Sizleri çok seviyorum.......

16 Temmuz 2008 Çarşamba

Minik Kızımdan İnciler -2-...

Bebeğim, hergeçen gün büyüyor ve kendisini sevdirmek için daha da çok şirinlikler yapıyor.Tabii bunun yanında yaramazlıkları da artıyor.Kendisi de herşeyin bilincinde.Birşeyler yapacağı zaman muzır muzır bakması yok mu?Canım ya, insan kızamıyor.Derlerdi ki ilk çocuğu yaramaz, hareketli olan çocukların ikincisi daha sakin olur. Ama bizim küçüğümüz tıpkı ablası, herkese de "biz İrem'i tekrar büyütüyoruz" diyoruz.Ama Allah nazardan esirgesin çocuklarımızı,cümlesinin çoğuyla birlikte.Çok sıcak kanlı, sevecen,güler yüzlü ve merhametli bir yapıya sahip çocuklarım.Bu arada derdini gerek kelimelerle olsun, gerek mimiklerle, gerekse de hareketleri ile anlatıyor.kelime haznemiz iyice gelişiyor.bu günlerde peşimde anneciim diye dolanıp durması yok mu, insanı mest ediyor.En çok komiğime giden de iki kelimeyi ısrarla tersinden söylemesi...Biz çöp diyoruz o böç diyor.Yok hayır çöp, o böç diyor.İkinciside cebe de bec diyor.Kısa kelimelerin hepsini söylüyor.Ablasının ismini söyleyemiyordu.Sadece aba diyordu.Şimdi ise İyem diyor.Benim ismime de Mehtap yerine Metdak demeye başladı.Aslında zaman zaman bizi şaşırtıyor diyebilirim.Bazen hiç ummadığınız bir anda söylenen kelimeyi hemen o da tekrarlıyor.Hayırlısı bakalım.Bunların devamı gelecektir.Çocuklar dünyanın en değerli varlıkları.Allah isteyen herkese nasip etsin, hayırlısı ile.Haa bu arada miniğimin kıskançlıkları da hat safhada.Gerçi büyük kızımda da kıskançlıklar oluşmaya başladı.Biz bu ortamı yaratmamaya çalışsak da ister istemez miniğimiz bütün ilgiyi zorla kendi üzerine çekmeye çalışıyor.Ablasını kıskanıyor.İrem kızımızla ilgilendiğimizde, onu öptüğümüzde onu bizden uzaklaştırmaya çalışıyor.Müj annemizin söylediğine göre küçük bebekleride kıskanıyormuş.Sadece kendisi ile ilgilensin istiyor.Bebişim 17 Mayıs 2006 doğumlu.Şu an yirmi üç aylık falan.bu arada tuvalet alışkanlığını da kazandı.Yaklaşık yirmi iki aylık iken o alışkanlığımızı kazandırdık.Sadece dışarı çıkarken ve geceleri bağlıyorduk.Şimdi yaz ayı ile birlikte geceleri de bağlamıyoruz.hemen hemen alıştı.Şimdilik bir sıkıntımız yok, çok şükür.Bunları yazma nedenim ileride hatırlamak adına tekrar okuyabilmek.Çünkü ayrıntılarıyla hatırlayamıyor olabiliyor insan.

küçük kızımdan inciler...

Bugün küçük kızımın bıcır bıcır konuşmalarına değinmek istiyorum.Kendi çapında tabii ki...Biz gayet net anlıyoruz ama dışarıdan anlaşılamıyabilir.Tercümesini biz yapıyoruz.Ama anlayanlar çok tabii ki. Canım bebişim benim, artık tam konuşamazsa da ufak ufak birşeyler anlatıyor.Kullandığı kelimelerle onların karşılıklarını aşağıya yazacağım.
aç= aç
al= al
alma=elma
aci=acı
aya=ayak
ayna=ayna
aaj=ağız
amannn düdüd=aman araba diyerek tedirginliğini dile getiriyor araba gördüğü zaman.
ahhh mamam=Bir şeyi başardığı zaman hah tamam,oldu anlamında başardım anlamında kullanıyor.
ades=hades Selena'daki hadesin ismini söylüyor
nenena=selena diyor.Selena'nın şarkısını bile söylüyor.
hop hop=Kalk diyor. Oturan kişinin elinden veya parmağından tutup hop hop diyor.
göj=göz
üdü=ütü
Atatüd=Atatürk diyor.Atamızı çok iyi tanıyoraydede=aydedeaba=abla
abaci=ablacığım
annecim=anneciğim
abi=abi
anne=anne
annennenne=anneanne (ortadaki nenneyi epey bi uzatıp çok komik oluyor)
bebe=bebek (kendisini gösteriyor)
ba= balon,top
baa=yok (mesela top nerde kızım diyoruz.Avuc içlerini yukarı doğru gösterip baaa diyor.Yani yok)
baba=baba
babaci=babacığım
babaanne=babaanne
bag=bak
bej=bez
dido dido=dido şarkısını söylüyor
ciii= su ve süt (bunları istediği zaman birde uzatması yok mu ciiiiiii)
cicak=Dayısına cicak diyor, kaşık,çatala da cicak diyor ne bağlantı çözemedik.
cicah=birşey yaptığı zaman bir daha olmasın yapma tamam mı dediğimiz zaman suçlanır vaziyette mahçup şekilde cicah diyor.Tamam galiba
cihh=burada (haniymiş benim kızım dediğimiz zaman cihh deyip kendini gösteriyor)dede=dede
del=gel
eli=elif
emeğ=ekmek
el=el
et= ne yedin kızım desek Ne olursa olsun et yedim diyor kolayına geliyor galiba.
dud=tut
vey=ver
müme=düğme
düddüd=araba
lala=yala
umah=öp
müjj anne=müzeyyen anne
otu=oturmak istediği zaman der
ciş=çiş
uba=tuba
uç=üç
biy=bir
beş=beş
idiii=iki
parg=park
üç be=herhalde ablasının sınıfını söylüyor
enes=enes
dadeş=Kardeş
mum=mum
des=ders
on=0n

Şu an aklıma gelenler bunlar, hatırladıkça ilaveler yapacağım.Ama şaka maka epey kelime ile derdini anlatacak duruma gelmiş benim bıcırık kızım.Mayıs ayı itibari ile yani iki yaşında bu kadarcık kelime kullanabiliyor.Oysa ablası çok erken konuşmuştu ve çok net herşeyi anlatabiliyordu.Bebişim sanki biraz geç kaldı gibi, ne dersiniz?
23 Mayıs 2008 tarihinde yazılmıştır.

11 Temmuz 2008 Cuma

...İtiraf...

İki tatlı kız.İki kız kardeş. Birbirlerine çok benziyorlar. İkisine de bayılıyorum. İrem ilk göz ağrımız. Şımarığımız, şımartılanımız. Deren, İrem'in küçüklüğü. Pek çok davranışları tıpa tıp aynı. Onlar canlarımız. Hayatımız, herşeyimiz.Onlara bazen çok kızıyoruz. Hele hele de İrem'e. Özgür, sosyal ve sözel zekası olan bir çocuk. Dediğini yaptırmak, herşeye hakim olmak istiyor. Annesiyle bizi çok zorluyor. Hakimiyetini kırmak için zaman zaman ona kızdığımız oldu.Özelliklerini kabullenemiyoruz belki de. Çok zaman pişman olduk ama yine de kızdık. Bazen kendimden utanıyorum. Ona suçlulukla baktığım anlar oluyor. Sevgi dolu, cıvıl cıvıl. Beklediği birazcık ilgi. Onu çok seviyorum.
Deren küçüğümüz. Afacanımız. En tatlı anlarını tadıyoruz. Şeker mi şeker. Ama inatçı. Üç dedi mi bitti. Bir de hoop demesi. Yoksa kafanı ütülemeye başlar. Ben bunları yazarken üç, üç, üç diye kolumu çekiştiriyor. Çok şükür imdadıma sevdiği reklam yetişti. ( Molfiks )İçeriye gitti.Tam bir Selena hayranı..Oooh geldii. Şimdilik bu kadar....

Bugün Başlıyorum...

Bugün burada kızlarım için günlük özelliğine sahip, onlara dair yazılarımı yazacağım bu bloğumuza, ilk yazımı başlıyorum.

Ben çalışan bir anneyim.çocuklarımıza ev hanımları gibi daha çok zaman ayıramıyoruz.Biraz da geniş bir insan değilim.Evde de herşeyim tam olsun istiyorum.Temizlik,tertip düzen.Sonra çocuklarım için daha sağlıklı ve besleyici yemekler, gıdalar hazırlamak.Evime, eşime ve çocuklarıma ait zamanım hafta sonları ve akşam saatlerimden ibaret.

Eşim hep mükemmiliyetçiliği isteyen bir karekterim olduğunu söyler.Herşey mükemmel olsun, sağlıklı olsun, temiz olsun, şu olsun, bu olsun.Bilmiyorum bu bir hastalık mı?Bu özelliğimi her ne kadar yenmeye çalışsam da bir yanım hala öyle.Ama yine bu yönümü kabul ediyor ve bu konuda kendimle hesaplaşıyor olabilmekte bilinçli olduğuma delalettir sanıyorum.

Kızlarım, canlarım onları o kadar çok seviyorum ki.Gözümden bile sakınıyorum.Onlar için herşeyin en iyisini istiyorum.Ama inanın şunun farkına vardım ki, Çocuklarımızın bizden istediği tek şey sevgi ve ilgimiz.Büyük kızım bugün olmuş hala "anne seninle oyun oynayalım mı?" der.Onunla geçirilen o zaman bile yavruma dünyaları vermiş gibi olur.O kadar mutlu olur ki, onun o mutluluğunu,sevincini bir görseniz.Onları öyle görmek aslında en büyük mutluluk.Aslında zaman su gibi akıp gidiyor.Nasıl geçtiğini anlayamıyoruz.O nedenle bence en önemli şey çocuklarımızla hoşça vakit geçirmek.Onlardan sevgimizi ve ilgimizi esirgememeliyiz.