23 Ekim 2015 Cuma


Küçük kızım arkadaşlarını zaman zaman toplayıp babasına misafir oluyorlarmış. :))

Canım Kızlarıma Dair...

Kızlarım,canlarım benim.Rabbim tüm evlatlarla birlikte yavrularımızı korusun.Sağlıklı,huzurlu,mutlu güzel bir gelecekleri olsun inşaAllah... Uzun zamandır kızlarımla ilgili yazı yazmadım. Aslında hata ve büyük bir ihmal ettim. Şimdi yapabilirsem, o zamandan bu zamana kızlarımla geçen günlerimi özetlemeye çalışacağım.Öncelikle zamanın hızla akıp gittiğine inanamıyorum.Ben burada aktif paylaşım yapıyorken küçük kızım henüz okula bile gitmiyordu.
Şimdi ise ilköğretim 4. sınıf öğrencisi oldu. Yavrum benim şimdi küçük genç kız modlarına girdi.Bazen bize öyle ilginç çıkışlar yapıyor ki inanamıyorum .Çok da düşkün bize.Sevgi yumağı hala.Umarım hep böyle olur. Okul hayatımız güzel gidiyor.Çalışkan ancak, sorumluluklarını yerine getirirken hala ağırdan alıyor. Ödevlerini yaparken saatlerce oyalanıyor, araya başka mevzular katıyor, bıcır bıcır konuşup, konuyu dağıtıyor o anlamda hala büyümedi. Hep bizimle beraber olmak istiyor, hep kendisi ile ilgilenilmesini istiyor, bu durum aslında ablayı da kıskandırıyor. Bazen, tabii siz küçük kızınızla ilgilenin bakalım gibi sitemler ediyor, tripler yapıyor.Ama kendiside çok zaman yalnız takılmayı seviyor. Bazen de güzel, hoş sohbetler yapıyoruz.Genel de odasında takıldığında konuşalım mı dediğim zaman çok istekli olmuyor ama konuşmaya başladığımızda çok güzel vakit geçirip, sohbet ediyoruz.Bu durum onunda hoşuna gidiyor.Deren yanımıza gelip birşeyler söyleyip, araya girdiğinde sinirlenip, ona kızıp, kovuyor. Deren'in sohbetimizi bölmesinden son derece rahatsız oluyor. Ama onlarla ilgili bir konuda biz birşeyler söylediğimizde veya ikaz ettiğimizde hemen beraber de dayanışma içine giriyorlar.İrem tarafından kardeşe tahammül edilemezken, iş onların bazı davranışları veya çıkarları söz konusu olduğunda bizi saf dışı bırakarak birlik olup, beraber dayanışma içine giriyorlar. Aslında bu durum içten içe bize keyif de veriyor.Çünkü birbirlerini sevmelerini ve koruyup kollamalarını çok istiyoruz.Aslında kardeşlerin birbirlerine karşı nefretle yaklaşımları, hoşgörüsüz, sevgisiz olmaları ilerideki ilişkilerinin de hasar görmesine neden olabilir diye düşünüyorum. Çocuklarımın sevgiyi,saygıyı, hoşgörüyü ve iyiliği her zaman yüreklerinde taşımasını, en başta da bize, birbirlerine ve herkese karşı bunu beslemelerini istiyorum.Bunun içinde elimizden geleni yapıyoruz. Aralarını her zaman sıcak tutmaya çalışıyoruz.
İrem 16 yaşında. Lise 3. sınıf oldu. Yaşı gereği bazı tutum ve davranışlarını hoş görüyoruz. Ama uyarı yapmayı, tavsiyede bulunmayı da ihmal etmiyorum. Bu doğrumudur bilmiyorum ama işe yarıyor gibi de geliyor bana.Sonuçta her anne baba çocukları için herşeyin en iyisini ister. Onları mutlu, huzurlu,başarılı olabilecekleri bir hayat sunmak ister. Çocuklarımızın da sunulan bu hayat içinde üzerlerine düşeni yapıp, bu imkanları iyi değerlendirip, geleceklerine yön vermeleri gerekir. Anne babalar aracıdır. Ama amaca ulaşmak için çabayı çocuklarımız verecektir.Bizler elimizden gelen imkanları sunmak ve yönlendirmekle onlara rehber olabiliriz.Bir Japon atasözünde "çocuklarınıza balık vermeyin, balık tutmayı öğretin ki, ileri de tüm hayatları boyunca sahip olmaları gereken o balığa kendilerinin kolayca ulaşmasını sağlarsınız, siz her zaman yanında olamayabilirsiniz" demiş. Çok doğru bir söz. Ama çok zaman çocuklarıma karşı fazla korumacı bir tutum içinde olduğumdan bunu ne kadar başarabiliyorum bilmiyorum. Kızımın zevk, ilgi ve yeteneklerine göre ona tavsiyelerde bulunuyorum.Bizi takip eden arkadaşlar bilirler. Kızımın çizimleri çok güzeldi. Bununla ilgili resim kursuna da gönderiyorum. İleride meslek olarak seçmesen bile hobi olarak her zaman hayatında olsun diyorum. Ortaokuldaki resim öğretmeni bir ara resimden soğutmuştu ama şimdi tekrar sevmeye başladı. Kurs öğretmenimizi çok seviyor ve büyük keyifle heyecanla da gidiyor.Kızlarıma dair şimdilik havadis ve yazacaklarım bu kadar olsun. Yazacak daha çok mevzular var. Ancak yazımı fazla uzun tutmak istemiyorum şimdilik. Başka başlıklar altında daha sonra yazayım istiyorum diğer mevzularımızdan da....Herkese sağlık ve esenlikler diliyorum....

21 Eylül 2011 Çarşamba

Deren' e Dair...

Kızlarımın bloğuna da yazmayalı uzun zaman oldu.Keşke fırsatım olsa da her anı buraya yansıtabilsem.Şu an yaşadığımız hoş bir anı bilgisayar da elimde iken yazayım dedim. Onların her anını canlı tutmanın tek yolu aslında yazmak.

Neyse bu hafta başı okullar açıldı.Pazar günü öğleden sonra küçük kızım hastalandı.Sabaha kadar da ateşlendi. Pazartesi günü de ateşli idi.Doktora götürdük ve boğaz enfeksiyonu olduğunu söyledi ve antibiyotik verdi. Okulun ilk günü olduğu için küçük kızımız ateşli ve halsiz olmasına rağmen okuldan ayrılmak istemedi.Bütün yaz boyu arkadaşlarını, öğretmenini, kreşini özlemişti.Eve götürmek istedik ama ne öğretmeni, ne de biz ikna edemedik. o gün ateş düşürücülerle gününü kreşinde geçirdi, tabii perişan bir halde. Ben ertesi gün 3 gün izin aldım ve şu an evdeyiz. Bugün daha iyi. Bugün öğretmenimiz aradı sağolsun.(Ayten öğretmenimizi de çok seviyoruz, iyi ki bizim öğretmenimiz.) ve Deren'i sordu. Konuştuktan sonra Deren'le de konuştular.Deren "öğretmenim sizi de arkadaşlarımı da çok özledim" dedi. Daha sonra "arkadaşlarımla da konuşabilirmiyim" dedi. Özellikle isim verdiği arkadaşları da oldu.Sağolsun öğretmenimizde Deren'in o isteğini yerine getirdi. Hepsi teker teker Deren'e geçmiş olsun dediler, özlediklerini söylediler, hepsi cıvıl cıvıl sesleri ile çok şekerdiler.Deren'de çok mutlu oldu. O an gerçekten çok hoş bir andı.O nedenle ben de anında buraya not düşmek istedim... Hepsine sağlıklı, mutlu,huzurlu, başarılı bir ömür diliyorum tüm sevdikleriyle birlikte.

31 Mart 2011 Perşembe

Küçük Kızımdan Nağmeler-2

31.03.2011
Akşam işten geldik, sofrayı hazırladık.Saat 19.30'da Hep birlikte yemek yiyoruz. Küçük kızım sofradan erken kalktı ve eşim kızım nereye gidiyorsun diyor. Minik kızımızda arkasını döndü, yanımızdan ayrılırken şimdi anlarsın dedi ve "Elhamdüüüüülillah".......:))). Tamam mesaj alınmıştır. Bu doydum anlamına geliyor. Böyle ilginç replikleriyle yüzümüzü zaman zaman güldürüyor bu küçük yumurcağımız bizim....:)))

9 Mart 2011 Çarşamba

Küçük Kızımdan Nağmeler

Ablamın görevi beni çıldırtmak...
Ben özellikli müdür yardımcısıyım.
Neden diye sorduğumda :
Ablasının koltuğunda dönerek bu koltukta döndüğüm için...
Bazen sululuk yaptığımda:
Baba öyle yapma. Baba gibi davran.
Okulunda bana bir şeyler anlatmaya çalışan arkadaşlarına:
Müdürü yormayın, müdürü yormayın...
Ablasının iki barbie bebeği, Deren'in ise bir barbie bebeği var. Kendisi de alışverişe gideceğimizi duyunca:
Bütün çocuklar neden iki barbie istiyorlar biliyor musun? İki bacağımız, iki kolumuz var da o yüzden.
Barbie'nin kolyesi açık pembe olsun, saçları biraz çok sarı olsun.
Baba gerçekten alacak mısınız? O zaman pekmez içeceğim.
(((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((
İnsanlar ölünce neden toprağa gömmek lazım ?
Deren bir kaç yudum soda içtikten sonra boynunu göstererek:
Baba kemiklerim parlamış mı?
Aslanım Deren dediğimde:
Kızlara aslan denmez ki dedi. Peki ne denir diye sorduğumda:
Çiçeğim denir, erkeklere de aslanım denir dedi.
Annesine kızan kızım:
Ya anneee, anlamıyorsan ingilizce mi söylemem gerek. dedi.
Baba, havuç yiyenlerin gözleri yeşil mi olur yoksa turuncu mu ?
Ankara son on yılın belki de en çetin kışını yaşıyor. Kar aralıksız yağıyor. Okullar tatil edilmiş. Eşim, Deren ve ablasını apartmanın önüne kar zevkini yaşatmak için çıkarıyor. Bir kaç oyuncak alıp dışarı çıkıyorlar. Biraz oynuyorlar. Annemiz "Hadi eve gidiyoruz" diyor ama küçük kızım kardan ayrılmak istemiyor. "Kızım bak kulağım ağrıyor diyordun.Hasta olursun" diyen annesine cevap veriyor:
Anneee, kar yeteneksiz insanları hasta eder.

25 Şubat 2011 Cuma

Kızlarımın Güzellikleri

Benim dışarıda olduğum bir günde kızlarım benim için mektup yazmışlar. Etkinlik yapmışlar o güzel, özel duygularını yaptıkları çalışmalarına ve mektuplarına yansıtmışlar.Kapıdan girer girmez bana ilettiler ve okuduğum anda çok müthiş duygular içimi kapladı, çok duygulandım.Çok sevgi dolu, sevecen, duygusal kızlarım benim.Çok çok şanslıyız gerçekten. Böyle melek kalpli, sevgi dolu, şirin kızlarımız olduğu için.Cenab-ı Allah herkesin yavrularıyla birlikte sağlıklı, hayırlı, uzun ömürler versin yavrularımıza.

Kızlarımın bana yazdıkları mektubu da burada paylaşmak istiyorum.
Öncelikle İrem'im;

Sevgili Anneciğim,
Ah benim güzel annem. Sen dünyanın en tatlı, en şirin, en güzel, en becerikli annesisin.
Bende kardeşim de seni çook seviyoruz.
Her çocuk annesini üzer alınma
Deren'le sana çooook güzel hediyeler yaptık,
Hayatının sonuna kadar sakla onları
hepsi senin için çünkü.

Daha sonra kardeşinin mektubunu yazmış devamına.Muhtemelen kardeşi söyledi.İrem'de yazdı.Şimdi Deren'in mektubunda sıra;

Sevgili Anneciğim,
Bloom gibi, flora gibi güzelsin. Prenses gibi. Ama makyaj yapınca daha çok güzel oluyorsun.
Seni çook özlüyoruz ablamla sen işte iken.
Neden gelmiyosun anneciğimm.

Yukarıdaki kağıda el resmi çizmişler. Annemin yardım eli diye yazmış İrem. Daha sonraki resimde parmakları süslemişler. Onun resmini yüklerken hata oluştu.Yüklenmedi o resim. Benim kızlarım duygularını resimle ve şiirlerle ifade etmeyi daha çok seviyorlar.Özellikle İrem. Deren' de ablasının izinde. Bakalım ablası gibi sanatsal yönü olacak mı.Yetenek konusunda terazi ve boğa burcu birbirlerine benziyorlar diye biliyorum.Belki o nedenle Deren'de ablasına benzeyebilir.
Bu resimde de mutlu aile tablomuzu çizmişler. Resmin yukarısına canım annem benim, babam, ablam.
Altına da Deren'in sözleri. Annemi, babamı, ablamı ve kendimi seviyorum ve en alta da bu genelde irem'in sözüdür.
Ben en çok annemi seviyorum. Çünkü annem beni doğurdu
yazılmış. Hayatım boyunca bana verilen en güzel hediyeler bunlar.Tabii bunlar ilk değil. Daha önce İrem'ciğimin benim için yazdığı onca şiirlerini de burada paylaşmıştım.
En büyük mutluluk bu. Daha ne olsun!Cenab-ı Allah hepimize sağlık, mutluluk ve huzur versin yavrularımızla birlikte...

7 Şubat 2011 Pazartesi

Kızlarım ve Ben

Kızlarım dünyanın en tatlı şeyleri. İkisini de öyle çok seviyorum ki...
Sürekli kavga ediyorlar. Bilhassa sabah kahvaltılarında. En ufacık mimik hareketi birbirlerine hakaret etmelerine yetiyor bile. Ufaklık genelde baskın olmaya çalışıyor. Ben de çok sinirleniyorum. Onlara laf yetiştirmekten, aralarını bulmaya çalışmaktan ne yediğimi içtiğimi bilmiyorum.

Sonra da okula yetişmek için koşuşturmaca.
*Deren haydi giyinme köşene!
*İrem biraz daha hızlı hareket et.
*Deren külotlu çorabını yine ters giydirdim.
*Çabuk, durun cep telefonumu unuttum.
*Deren merdivenlere çıkma.
*İrem asansörü çağırdın mı ?
*Bekleyin...
*İrem kardeşinin elini bırakma. Arabada didişmeler, itişmeler. Derken okula varıyoruz. Bütün bu olanların ardından Deren ablasının sınıfına gitmek istiyor ve sonra da ablası onu sınıfına götürüyor. Okulda tutum ve davranışları aniden değişiyor. El ele tutuşuyorlar. Hepsi bu kadar...
Çok kavga ediyorlar,çok bağırışıyorlar ama aslında onlar da birbirlerini çok seviyorlar. Ben ya da anneleri ikisine birden kızdığımızda anında bir olup bir ağızdan konuşuyorlar.

Onları o kadar çok seviyorum ki... Derinliğini kestiremediğim, sınırını koyamadığım, doyamadığım bir sevgiyle.İyi ki varlar. İyi ki bizim kızlarımız. Allahım herkesin çocuğuyla birlikte onlara sağlıklı ve uzun ömürler versin.

19 Ocak 2011 Çarşamba

Yaptık, Yedik ve Bitti....

Zaman zaman kızlarımla türlü etkinlikler yapıyoruz. Bunlardan en çok kızlarım tarafından hoşa gidense çeşit çeşit kurabiyeler yapmak ve bunları afiyetle yemek oluyor.

Beslenme konusunda organik olan, sağlıklı ürünleri tercih eden biriyim. Bizim evimize asla margarin gibi katı yağlar, gıda boyası, koruyucu madde içeren ürünler vs. girmez. Alışverişlerimizde mutlaka alacağım ürünün içeriğine ve kullanma tarihine bakarım. Ama bu sefer bu kuralımı bozup, kurabiye süslemek için Süsleme Glazürü aldım. Çünkü amaç çocuklarımla onun yapım aşamasında birlikte geçirilecek zaman ve onların o andan aldığı keyifti. Ayrıca sürekli yaptığımız birşey de olmadığı için bu kuralımı bozmuş da oldum. Kızlarımın zaten kurabiye yaparken en çok keyif aldıkları an onları şekillendirmek. ben hamuru hazırladıktan sonra fazla karışmamaya çalışıyor, sadece onları izliyorum ve bittiğinde de fırına verip, pişiriyorum. Böylece de ortaya çok renkli, aynı zamanda lezzetli kurabiyeler çıkıyor. Daha sonra çayımızı demleyip, çayla birlikte hep birlikte afiyetle yiyoruz. Ertesi günü kızlarım okullarına da götürüp, arkadaşlarına da ikram etmişler.... Biz yaptık diye gururla hem de....:)))

Ayrıca bugünlerde iki kızımda evde bana yardım etme yarışına girdiler.Küçüğüm ablasına özenip, abla yardım ediyorsa bende yardım edebilirim diye adeta ablasıyla boy ölçüşmeye de kalkışıyor. :)) Ben de böyle olunca aralarında  iş bölümü yapıyorum. Özellikle evde salataları artık İrem yapmak istiyor ve yapıyor da. yeşillikleri yıkama işi bana, yapması kızıma ait...Bizde övgülerle ve keyifle yiyoruz. Ufak tefek yemekleri yapmayı da öğrendi. Makarna gibi.Yaz ayında Allah izin verirse diğer yemekleri yapmayı da öğretmek istiyorum. Tabii ki hepsini birden öğrenemez ancak birkaç kolay yemek daha. Aaaa! Bu arada güzel yaprak sarıyor ama çabuk sıkılıyor. Mantı bükme, kek, puding gibi şeyler de yapıyor.

Geçmiş yıllarımda çevremden annesi çalışıp da, hiçbirşey yapamayan genç kızlarımızı tanıyorum. Anneleri herşeyi hazırlıyor, hatta tabağına koyuyor, okuldan eve geldiğinde telefon talimatı ile yemeğini önüne koyup yiyordu. Ben telefon görüşmelerini duyarken garipsiyordum. Lise sona gelmiş, üniversiteye hazırlanan bir genç, Ankara dışına okumaya gidince sıkıntıyı yine kendisi çekecek diye düşünüyor ve kızlarına kıyamamakla onlara iyilik yapmadıklarını düşünüyordum. Bence kendi ayakları üzerinde duracak, kendilerini idare edebilecek kadar onlara fırsat vermek de gerekir kanımca. O zaman yalnız kaldıklarında ihtiyaçlarını daha rahat karşılaşırlar.
Neyse benim düşüncem bu yönde. Bende henüz kızlarımı her işi öğrensin çabasında değilim ama bugünlerde kız oldukları için daha çok benim yanımda vakit geçirmek ve benim yaptıklarımı yapmak istiyorlar. Bende yaşlarına uygun yapabilecekleri kadarını yaptırıyorum. Mesela masayı hazırlama işini onlara bırakıyorum. Bu ve bunun gibi başka aktivitelerimizden fırsat buldukça yazmaya çalışacağım.Herkese Sağlık ve Esenlikler Diliyorum...

14 Ocak 2011 Cuma

İrem'in İlkokula başladığı Döneme Dair

Bu yazımda oldukça geçmişe gideceğim.Nedeni ise unutuyor olmam. Önemli ayrıntılar gerçekten unutuluyor. Bilmiyorum, belki de ben unutuyorum. Bu normal mi bilmiyorum. Bazen geçmişe ait bir konuyu anlatırken o ayrıntının aklıma gelmemesi, konuşmamın anlamını yitiriyor.Çünkü asıl detay o unutmuş olduğum ayrıntıda saklı olabiliyor.

İrem'in derslerine karşı sorumsuzluğunu ve düzenli ders çalışmadığını, dikkatsizliğini zaman zaman diğer yazılarımda dile getiriyorum. Öncelikle çalışan bir aileyiz ve buna rağmen çocuklarımızla gerektiğince de ilgilenen bir aile. Ben ilkokulun temelinin her zaman sağlam olmasına inananlardanım. İlkokul üçüncü sınıfa kadar çocuklarda sınavın, akademik başarının önemi yoktur der eğitimciler (Eşim de). Bu zamana kadar çocuklara davranış ve sorumluluk kazandırılması gerektiğini de vurgularlar ve bende katılıyorum. Şimdi İrem'in genel durumunu buna göre izah etmek istiyorum. İrem okul çağına geldiğinde; daha doğrusu İrem Ekim doğumlu ve birçok arkadaşından da bayağı küçük sayılıyormuş. Eğitimci dostlarımız öyle söylüyorlardı ve "İrem arkadaşlarından her yıl bir yıl geriden gelecek" diyorlardı. Aslında bir yıl geç verebilirmişiz İrem'i. Ama o yılda İrem anasınıfı öğrencilerinden o kadar ilerideydi ki. Bütün sosyal, el, görsel becerileri önde idi. 4 yaşında mükemmel resimler çiziyordu mesela. Bir yıl daha anasınıfına giderse o sene sıkılabilir diye düşünmüş ve yeni şeyler öğrenmenin ona heyecan verebileceğini sanmıştım.Yine de düşüncelerim yerinde olabilirdi belki ama İrem'i başlattığımız okulundaki öğretmenimiz çocuğu okula alıştırıp sevdirmek yerine hep şikayetlerde bulunurdu.

İrem okul çağına geldiğinde bir müfettiş ağbimiz oturduğumuz semtte bir okulun adını verdi ve birkaç yıldır iyi isim yapmış bir okul olduğunu söylemişti. Daha sonra bizi o okula götürüp, idarecilerle tanıştırdı. Eşimle de meslekdaş oldukları için sağolsunlar çok yardımcı olmuşlar ve bizi açılacak olan üç şubeden en iyi olduğunu düşündükleri öğretmenin sınıfına vermişlerdi. Daha sonrasında da gerçekten çok samimi olmuş, her zaman kapılarını çalabileceğimiz, derdimizi kolay dile getirebileceğimiz konuma gelmiştik idarecilerimizle. Neyse İrem'i o okulda başlattık ve öğretmenimizle de tanışmıştık. Daha sonraki gitmelerimizde öğretmenimize "nasılsınız hocam" dediğimizde, sürekli şikayet, sürekli şikayet. "İyiyim teşekkür ederim" diyeceği yerde "yaa!Çok yoruluyorum. Çocuklar beni çok yoruyor" derdi. İrem'i sorduğumuzda da; İrem'e çocuksu, çocuksu derdi. "İrem Şunu yapıyor, dersi dinlemiyor, kalemi ile oynuyor, arkadaşı ile konuşuyor falan" derdi. Yetiştiremiyorum diye eve yığınla ödev verirdi. Üstelik Etüdü de vardı bu okulun. Akşama kadar çocuk okulda ve eve geliyordu evde de ödev ve İrem hiç yapmak istemiyordu. Öğretmen nasıl olsa bakmıyor ödevlerimize diye. Görüşmeye gittiğimizde bunu dile getirdiğimde "onca çocuğun hangi birine bakayım, kontrol edeyim" diyordu. İlk veli toplantısı yaptığında sürekli bir çocuğun başarısından, memnuniyetinden de bahsederdi. Ben bilmiyorum tabii ev hanımı olup, sürekli okulda olan velilerden biri "hocam sizin bahsettiğiniz o çocuk okuma yazmayı öğrenip de gelmiş bir çocuk bizim çocuklarımızla onu nasıl bir tutarsınız" demişti. Neyse öğretmenin sürekli bu tutumu artık canımızı sıkmaya başlamıştı. "Nasılsınız diyoruz.çocuklar beni çok yoruyor, yorgunum, İrem çocuksu,çocuksu." Birgün de yeni doğum yaptığım, izinliyim de, okulda tadilat nedeniyle mi ne ders yapılmayacakmış, öğretmeni İrem'i başka bir arkadaşının evine göndermiş ve o arkadaşının evine gidilmesi içinde ana caddeden geçilmesi gerekiyormuş.O kadar sorumsuz bir öğretmen ki, bizi aramak yerine başkasının evine, üstelik de caddeden geçmelerine göz yumarak gönderiyor. Geçmiş gün nasıl haberim oldu hatırlamıyorum. İrem arkadaşının evinden mi aramıştı. Bilemiyorum gerçekten.Bende bebeğimle atlayıp arabaya gitmiş ve ilk defa o zaman öğretmene kızmıştım. "Bu ne sorumsuzluk demiştim.Ya çocuğuma o caddede birşey olsa. Bunun hesabını nasıl vereceksin" Neden bizi aramadınız" demiştim.Oda pişkin pişkin "birşey olmaz" demişti.Yaa!...düşündükçe hala sinir oluyorum..(Bu arada çocuğum eve uzaktı ama önceki kreşi ile anlaşmıştık.Çocuğumu evden alıyorlar, okula bırakıyorlar.Öğlen alıp, yemeğini yediriyorlar ve akşam da alıp eve getiriyorlardı. Ders arasında olan durumdan tabii ki haberdar olmuyorlardı onlar) İdareye de çocuğumu buradan almak istiyorum, evimizin oradaki okula vereceğim" dediğimde, ya orada da aynı sorunları yaşarsanız dediğinde, "olsun hiç olmazsa çocuğum eve yakın olur, kontrolü daha mümkün olur. Hiç bir şey yapamazsam komşumdan rica ederim. Öğretmene gelince de en kötü ihtimal, bu öğretmen gibi olur ama en azından çocuğum eve yakın olur" demiştim. Onlarda yaşadığımız bu sorunlara üzülüyorlar ama ellerinden birşey gelmiyordu. Sonuçta koskoca adamı değiştiremiyorlardı. Huylu huyundan vazgeçecek değildi. Bizde o idarecilere saygımızdan öğretmeni şikayet edip, okullarına sorun götürmek istemedik.Çünkü sonuçta onların da başı ağrıyacaktı ama bizden sonra başka bir veli yapılması gerekeni yapmıştı. Hatta kolidorlarda "bu okuldan benim çocuğum değil, sen gideceksin" diye de bağırmış öğretmene. Bir alışveriş merkezinde karşılaştığımızda anlatmıştı veli. Çocuğu rahatsız olduğu, raporu olduğu halde, velinin bunu öğretmene bildirmesine rağmen sorumsuzca davranmış, bildiğinden kalmamış öğretmen.Tabii şikayetinin sonucu ne oldu, daha başka sorun yaşayan velilerde çıktımı bilemiyorum.

Neyse, bu durum üçüncü sınıfın kasım ayına kadar devam etti. En son Eşimle gittiğimizde yine aynı şeyi söylediğinde eşimde artık sinirlenmiş ve beyfendi yıllardır benim çocuğum için "çocuksu çocuksu diyorsun. Ne demek istiyorsun sen, şunun açılımı yapar mısın? Benim çocuğum çocuksu da diğer çocuklar yetişkin mi? diye çıkışmıştı. Öğretmende afallayıp kalmış ve ne diyeceğini bilememişti.Çünkü bunca zaman gerek eşim, gerekse ben sabır göstermiştik. Gerçi o şöyle böyle dediğinde bende Hocam sizde şöyle yapın, böyle yapın diye biz yol gösteriyorduk. Kendi sınıfının yönetimini bilmediği için acizliğinden bu yakınmaları yapıyordu ama biz yol göstermeye çalışıyorduk. Neyse eşimin o çıkışması üzerine "ben İrem'den akademik başarı bekliyorum" deyince, eşimde "ikinci sınıf çocuğundan ne akademik başarısı bekliyorsun" demişti. İdarecilerle de bu konuyu konuştuğumuzda onlarda bu duruma üzülüyorlardı. "Diğer şubelerden birine verelim İrem'i isterseniz ama diğer öğretmenlerde şöyle böyle" diyorlardı. Bu öğretmen içinde "kötünün en iyisi" diyorlardı ve elleri kolları bağlı kalıyordu maalesef. Diğer sınıfın öğretmenlerinin de başka sorunları vardı çünkü.

Aslında çocuğumuzu okula alıştırmak yerine okuldan soğutan bu öğretmenin bugüne kadar ki okul hayatı boyunca İrem'e olumsuz etkisi olduğunu düşünüyorum ben. En sonunda idarecilere "ben çocuğumu evimizin yakınındaki okula vereceğim, dedim ve eşimle de konuşup oradaki okula gidip müdürü ile görüştük. Durumları anlattık ve sağolsun oda bize yardımcı oldu. Hatta eşim ikinci dönem verelim dediğinde eşime gidip bir görüşelim bakalım ne diyecekler dediğimizde, okulumuzun müdürü madem böyle bir durum var, bence hemen getirin çocuğu. İkinci döneme kadar alışma evresi geçirir çocuk. Hem okula, sınıfa, arkadaşlarına ve öğretmenine alışır. İkinci dönemde rahat rahat gelir dedi ve biz üçüncü sınıfın kasım ayında evimizin önündeki istiklal ilköğretim okuluna çocuğumuzu verdik.Çok da tatlı bir öğretmenimz oldu.Sağolsunlar İrem'le de güzel ilgilendiler. Ayrıca annemler Ankara'da olduğunda annemler, onlar yokken de komşularımız ve daha sonra İrem için tuttuğum bayan İrem'i okuldan alıp eve getiriyordu. İşte o ilk yılların eksiklikleri öğretmenimizi de etkiledi. Mesela İrem'in ilk geldiği yıllardaki durumundan sonra bayağı bir değişim olduğunu söylerdi. Bazen öğretmene ben yapmak, yazmak istemiyorum, falan dermiş. Yani sürekli çocukların yaramazlığına takılan, çocuklar sus pus olup kendisini dinlesin, kendiliğinden ödevlerini yapsın isteyen bir öğretmenin çocuğumda bıraktığı izlerin hala devam ettiğini düşünüyorum. Ders çalışma ve ödev yapma alışkanlığını o yıllarda öğretmen kazandıracaktı. Biz ne kadar üstüne düşersek düşelim bizi takmıyor çocuklar. Diyorum ya "öğretmen bakmıyor ki ödevlerimize niye yapacakmışım" derdi çocuk. Demek ki o zamanlarda öğretmen ödevleri kontrol edecek ve yapanları ödüllendirecek veya bir aferin diyecek çocuklara o şekilde sorumluluk kazandıracaktı.

Benim bir arkadaşım okulda dişlerini fırçalama alışkanlığı kazandırtmış çocuklara. Mesela her öğrencisine birer diş fırçası ve macun hediye etmiş. Beslenme saatlerinde başlarında durup beslenmelerini  yaptırırmış. Dişlerini çocuklar fırçalayıp öğretmenim fırçaladım diye sıraya girip gösteriyorlarmış ve arkadaşımda aaaa!dişlerin  o kadar beyaz olmuş ki gözlerim kamaştı beyazlığıyla diyip, çocukları motive edici sözler söylüyormuş.Çok takdir edilecek bir davranış.Öğretmenlik gerçekten kutsal bir meslek ve vicdan meselesi.Bu anlattığım birinci sınıf çocukları için.Bunları anlatırken o kadar gözleri parlıyor ve mutlu oluyor ki, öğretmenlik böyle bir şey diyorsun ve hak eden gerçekten oralarda olsun istiyorsun.İyi bir öğretmen yıllar geçse de hep, sevgiyle ve hayranlıkla öğrencileri tarafından anılıyorlar ve öğretmenlerinden öğrendikleri birçok davranışı da hayatlarına uyarlıyorlar.

Aslında eşim evimizin yakınındaki okula verme taraftarıydı her zaman. Ama ben o okul iyi diye oraya vermek istemiştim.Birkaç yıl üstün başarı yakalamış okullar bir süre adını duyuluyor tabii. Ama kızımın şansızlığı o yıllara ait öğretmenlerin yetersizliği idi. Diğer şubeler de bu sorunlar yaşanmamıştır belki de. Eşim için "öğretmen önemli, öğretmen iyi olacak der ve "en iyi okul eve en yakın okul" der. Ayrıca servis olayına da karşıdır. Servisle okula giden çocuklara kıyamaz ve kendi kızımızı da yollarda perişan olmasını istemediği için  başka okullara vermek istemedi. Zaten şu an da  bizim kendi evimizi bırakıp, okula yakın eve taşınmamızın nedeni de tamamen çocuklarımız için oldu ve rahatlığını da görüyoruz.Hem gözümüzün önünde, hem de eve yakın olması yıllardır özlemini çektiğimiz bir durum. Allah'ım herşeyin sağlıklısını ve hayırlısını versin....

10 Ocak 2011 Pazartesi

Tiyatro Günlüğünden

Kızlarımla birlikte bol bol yaptığımız etkinliklerden fırsat buldukça yazmaya devam edecektim.Çoğunun resimlerini picassa albümüme yükledim. Sırayla hepsinden bahsedeceğim. Aslında yine de gecikmeli yazıyor sayılırım ve o anı yansıtmıyor ya, ne yapalım artık.

Birkaç hafta önce (26.12.2010) kızlarımı Ankara'da devlet tiyatrosunda oynanan "Narnia Günlüğü"ne götürdük. Bu oyun geçen yıldan beri oynuyor. Biz oyunları internet üzerinden takip ettiğimiz halde bir türlü oyuna bilet bulamıyorduk. Ancak bu yıl bulabildik.Öncelikle çocuklarımı tiyatroya  götürmek için biletleri önden tercih ediyorum. Çünkü arka koltuklarda Deren'in dikkati dağılabilir. İlgi duymaz diye düşünüyorum. O nedenle  bilet bulmakta güçlük çekmiştik zaten. Neyse ki birkaç hafta önce bu isteğimi yerine getirdim. Önden iki kişilik bilet aldık. Deren ablasıyla birlikte önde, eşimle bende balkondan tam da kızlarımı kuşbakışı göreceğim bir alandan oyunu izledik. Yukarıdan biz oyunu da kızlarımızı da çok iyi görebiliyorduk. Ama kızlarımızın bizden haberi yoktu. Oyun kalabalık bir kadro ile oynanan müzikal bir oyundu. O nedenle çocukların çok ilgisini çekti. Çok da talep olan bir oyun. Genelde okullar toplu olarak da geliyormuş ve o nedenle biletler daha ilk günden bitiyormuş duyduğuma göre. Bizim izlediğimiz günde yine full dolu idi.

Birkaç aydır kızlarımızı başbaşa bırakmaya çalışıyoruz. Bizim yanımızda iken inanılmaz kavga ediyorlar. Bir türlü geçinemiyorlar. Ben iki kız sahibi olduğum için birine birşey alırken mutlaka diğerine de aynısından almak zorunda kalıyorum.Yoksa müthiş kıskançlıklar yaşıyorlar. Mümkün olduğunca buna imkan vermemeye çalışıyorum. Ama yine de zaman zaman kıskanacak, ya da birbirlerine çatacak birşeyler buluyorlar. Artık aralarına girmemeye çalışıyorum ve kendi aranızda halledin diyorum. Neyse bizim yanımızda böyleler ancak başbaşa kaldıklarında çok güzel geçiniyorlar. İrem kardeşine çok güzel ablalık yapıyor. İhtiyacını anında karşılamaya çalışıyor. Bunu farkettiğimiz anda da artık bizde onları çaktırmadan uzaktan gözetlemek kaydı ile başbaşa bırakıyoruz. Daha önce de başbaşa sinemaya götürdük. Koltuklarına otutturduktan sonra oradaki görevliden filmin bitiş saatini öğrenip ona göre oralarda oyalanıp, bitiş saatine yakın onları almaya gittik. Bu taktiğimizi her fırsatta kullanıyoruz. Çünkü bu aralarındaki bağı daha da güçlendiriyor ve abla kardeşle birlikte güzel bir vakit geçirmenin keyfini de sürüyorlar. Bu da bizi hem mutlu ediyor, hem de rahatlatıyor.

6 Ocak 2011 Perşembe

Güne Başlarken...

Yine anı yansıttığı için unutmadan yazmak istediğim olayların birisinden bahsetmek istiyorum.Sabahları eşim ve ben 7.00'de kalkarız. 8.00'e doğru da kızlarımızı kaldırırız. Çok zaman ben evde koşuşturmaca içinde olduğumdan  kızlarımızı daha çok eşim kaldırmaya çalışır. Bazen de ben.Öperek de kaldırırız kızlarımızı. Fakat minik kızımı öptükçe yatağa iyice gömülür. Kaldırmak mümkün olmaz. Aslında şımarıklıktandır yaptığı. Eşim o kadar çok dil döker ki mümkün değil kalkmaz.O zaman hemen ben yardımına koşarım eşimin. "Aaaa! benim kızım annesi gelmeden kalkmaz. O annem gelsin de beni kaldırsın diye bekliyor değil mi kızım"derim. Sonra da "bak babası annesi gelince nasıl kalkıyor benim kızım" diyerek kaldırırım. Hemen kalkar boynuma sarılır ve kafasını sallar. Boynuma sıkıca sarıldıktan sonra bir süre öylece kalırız.Öpüp, koklaşırız. Eşimde durumdan memnun olur. Kurtarıcı olur bu durum onun içinde. Daha sonra uyku tulumunu çıkarırım ve hazırlıklarımıza başlarız. Bu arada İrem'i de öpmelerimiz sonucu kaldırırız ama İrem uzun bir süre yatağında öylece oturur ve çok ağırdan alır ama sonuçda yine de yetişir o da bizimle kahvaltıya. Sonra hep beraber kahvaltı yaparız. daha sonra evden ayrılma vakti gelince yine öperek vedalaşıp, ben onlardan önce çıkarım evden. Eşim ve çocuklar arabayla okullarına, bense işyerimizin servisiyle işyerimize giderim.

5 Ocak 2011 Çarşamba

İrem'in Etkinlikleri....

Bu arada kızlarımın bloğuna 100.yazımı yazıyorum.Bayağı bir ağır gitti.Oysa yazılacak anlatılacak öyle çok şeyler var ki. Bazıları anııı yansıttığı için zaman aşımına uğrayan türden ama bazılarının da resimlerini yükledim picassa albümüne fırsat buldukça yazacağım. Önceki postumda İrem'le aramızda geçen tatsız diyalogdan bahsetmiştim.O gün yaşadığımız akşamdan ertesi günün akşamına kadar süren kırgınlığımızı fazla uzatamadım tabii ki.Çünkü İrem'de oldukça üzgündü ve hatasının farkındaydı. O nedenle daha fazla ona da kendime de haksızlık edemedim. Gerçekten fazla tenkit almaktan hoşlanmıyor veya nasihat. Ama gerçekten çok zor bir durum. Bütün bunların dışında derslerinde iyi olmasına rağmen yazılı notları çok iyi gelmedi. Öğretmenleri de derstte işlediği konuları, yazılıda yapamamasına şaşırdılar. Evde çalıştırdığımızda da yapabildiği konuları yazılarda neden yapamadığını ise tamamen dikkatsizliğine bağlıyoruz. Ama aslında düzenli çalışmada yapmıyor. Ben sürekli kızıma okulda öğrendiğiniz konuları eve geldiğinde tekrar etsen, unutmazsın ve yazılılarda da fazla çalışmak zorunda kalmazsın diyorum. Ama dinleyen kim. Hemen hemen hergün İrem'e biz ders çalıştırıyoruz. Bu görevi daha çok eşim üstleniyor. Bende ufaklıkla ilgileniyorum. Onunla faaliyetler yapıyoruz, resimler çiziyoruz, boyamalar yapıyoruz, puzzle yapıyoruz. Hepsiyle ilgili ayrıntıları daha sonra yazmak istiyorum. Bu yıl Deren'im de resim konusunda kendini bayağı bir geliştirdi. Ayrıca ablası resim çizmeyi seviyordu ama boyamayı sevmiyordu. Minik kızım çok güzelde boyama yapıyor. Minik resimleri bile taşırmadan boyayabiliyor. En çok da puzzle yapmaktan hoşlanıyor.O nedenle ona en çok aldığım puzzle oluyor.

Neyse burada yine İrem'in etkinliklerinden bahsedeceğim. İrem'in bu yıl etkinlikleri oldukça fazla. Özellikle müzik tutkusu arttı. Herşeyin önüne geçti diyebilirim. Tabii bunda öğretmenimizin etkisi de çok büyük. Okulumuzun müzik sınıfı da var. Piyanomuz var müzik sınıfında. İrem piyano çalmaya bile başlamış.Öğretmenleri her öğrenciden melodika edinmelerini istemiş. Bu alet hem piyano çalmayı, hemde flütü bir arada çalabilmeyi amaçlayan bir alet. İrem her akşam mutlaka yazılısı olsun olmasın odasında çalar. Ayrıca yeni öğrendiği parçaları bize de gelir dinletir. Bunun dışında tiyatro etkinlikleri de var. Ayrıca voleybol oynamaya başladı. Beden eğitimi öğretmenimiz oluşturduğu takım için lisansda çıkarttı. İrem'den oldukça memnun. Mükemmel oynadığını söylüyor. İnşaallah diyorum. Belki çocuklarının yoğun  etkinlik içinde olmaları aileleri endişelendirebilir ama hepsinin zamanı ve yeri olduğu sürece çok da faydalı olacağını düşünüyoruz. Mesela voleybol çalışmalarımız hafta sonu(cumartesi-pazar) akşam 6.00-8.00 arası. Yalnız ailecek programımızı ona göre ayarlıyoruz. Antremanlarını aksatmamaya çalışıyoruz. Tiyatro çalışması da hafta içinde belirli günlerde ve öğleden sonra okul çıkışında (3-50'dan sonra). O nedenle endişelenecek bir durum söz konusu değil. Geçen yılki öğretmenimiz beş yıl boyunca çocuklara hiçbir etkinlikte yer aldırmamıştı. Birgün ben bunu dile getirdiğimde derslerini etkilediğini, derslerden geri kalabileceklerini söylemişti. Dediğim gibi yeri ve zamanı ayarlandığı sürece ben sakınca görmüyorum. Müzik çalışmalarını da zaten müzik derslerinde yapıyorlar. Resim konusunda ise İrem boyama çalışmaları yaptıkları için ilgisiz bu yıl. Öğretmeni de bu konudan yakınıyor. Çok güzel çiziyor ama boyama yapmaktan hoşlanmıyor diyor.
Yukarıdaki resimde bir cumartesi öğlen, başka bir okulun takımı ile yapılan karşılaşmadan görüntüler. Karşı takım iki yıldır çalışıyormuş. O nedenle bizimkileri yendiler ama bizim öğretmenimiz benim çocuklar üç aydır çalışıyorlar o nedenle iyiydiler dedi. Ayrıca çocukların sık sık bu tür karşılaşmalar da yapacaklarını söyledi.Gerçekten çok özverili ve çalışkan bir arkadaşımız. Evli ve bir de çocuğu var. Ama işini de büyük özveri ve sevgiyle yapıyor.

Yine öğretmenimiz o gün karşılaşmaya mutlaka benimde gelmemi söylemişti. Ben de belki Deren'le rahat izleyemem diye düşündüğüm için pek de gitmek niyetinde değildim. Bunu dile getirdiğimde Deren'de gelsin dedi. Bende peki o zaman geliyoruz dedim ve ertesi günü gittik  hep beraber. İyi ki gitmişim.Çünkü Deren beni şaşırttı doğrusu. Kendisine arkadaş da buldu ve o arkadaşları ile öyle güzel tezahüratlar yaptı ki, herkes onları hayranlıkla seyrettiler. Öğretmenimizinde çok hoşuna gitmiş. Ne tatlıydılar öyle dedi. Deren sürekli İrem,İrem.....diye bağırdıkça; arkadaşı da Aslı, Aslı diye bağırdı. Yani bu minik afacanlar ablalarını desteklediklerini tezahüratlarıyla öyle coşkuyla gösterdiler ki, hem İrem'i oynarken izlemekten, hem de Deren'in tezahüratlarından oldukça keyif aldım. Bu arada karşılaşma başka bir okulda yapılmıştı. Daha önce hiç gitmediğim bir okuldu. Giderken de gelirken de arabayı ben kullanıyordum ve dönüşte arabanın sol ön tekerini kaldırım taşına vurdum. Yokuş çıkarken sola dönüşte sivri kaldırım taşı görünmüyordu ve bende farketmemişim. Araba da yeni, jantlar çelik değil, alimünyum olduğu için biraz yamuldu.Çok şükür bununla atlattık. Cenab-ı Allah daha beterlerinden korusun. 

3 Ocak 2011 Pazartesi

Anne Olmak..

İrem son zamanlarda çok tahammülsüz ve söylediğimiz şeyleri bir türlü yerine getirmiyor. Dün akşam Deren'i uyuttuktan sonra Türkçe dersinden öğretmenin vermiş olduğu performans ödevine hem bakayım, hem de onunla vakit geçireyim diye odasına gittim. Bana performans ödevini verdi "anne olmuş mu?" diye. Bende aldım inceliyorum. Önceki yıllarda yazısı çok güzeldi. Baktım yazı baştan savma olmuş ve bazı harfleri okumakta güçlük çekiyorum. Mesela "P" harfini örnek verdim. Kızım bu "P" harfini "küçük g" gibi yapmışsın dedim. Ben öyle yapmak istiyorum dedi. Birşey demedim.Okumaya devam ettim ve tekrar uyarıda bulundum ve yapması gereken de peki anneciğim bir daha ki sefere dikkat ederim demek yerine "sana ne gibisinden; elim öyle alışmış, ben öyle yazıyorum diye tepki verdi. Hatasını düzeltmek yerine annesine bağırmak.O an çok incindim ve  duygusal yaklaşıp, "tamam kızım kafana göre takıl. Hatalarına devam et. Bildiğin gibi yap" dedim. Ben senin annen olarak sana birşey söyleyemiyeceksem, burada anne sıfatı ile bulunmamın da bir anlamı yok dedim ve kalktım gittim odasından.Odasına giderken de meyve tabağını, sürahi ve bardakla da suyunu götürmüş, elmasını kesip eline vermiştim. Çok zaman bunu yaparken bile anne yemek istemiyorum diye bağırıp, anında kaçıyor.Su götürüyorum, çok içtim diye bağırıyor.Halbuki az su içtiğini düşünüyorum. Her zaman bir yudum alır bardakta bırakır. Okula götürdüğü yarım pet şişe çok az içilmiş bir şekilde geri gelir.Yemek konusunda da sürekli fevri. Onu yemez, bunu yemez.Her birinin faydalarını, vucüdumuza gerekliliğini anlatırım.Öyle ki konuşmaktan yoruldum artık. Ama ben çaba gösterdikçe zıttı davranışlar sergiliyor. Bugünlerde davranışları ile gerçekten kırıcı oluyor.Dün odasından duygusal konuşma yaptıktan sonra ayrıldım.Bu sefer pişman olup, yanıma geldi, yanaklarımı öptü, özür diledi ağladı ama kabul etmedim.Uzun zamandır bunu yaptığını ve artık tahammülüm kalmadığını söyledim.Sözle değil, davranışlarınla özür dileyeceksin dedim.Eşimde odasına gidip konuşmuş ve eşime de ağlamış, pişman olduğunu söylemiş.yani beslenmesi konusunda, eğitimi konusunda, davranışı konusunda sevgi,ilgi, ihtiyaçları konusunda ne kadar elimizden geleni yaparsak yapalım ters tepki yapıyor.Bazen kendi haline bırakmak gerekir diyorum.Bu sene ders başarısı da düştü.Yazılarından çok da iyi notlar almadı.Eşim Rehber öğretmenine yönlendirdi.rehber öğretmenlerimiz de psikoloğ. irem için çok yönlü testler uygulamış. Çok da iyi şeyler söylüyorlar ama bilmiyorum artık gerçekten yoruldum ve ikinci yazılar oluyor ve üçüncüler başlayacak artık üzerine düşmüyorum bizlere de diyorlar ki, çocukların akademik başarılarına takılmayın.Bu pazar okulumuza Eğitim uzmanı Prof bir hoca seminer verdi.O da kesinlikle sınav odaklı eğitim sistemine karşı, kaldırılması gerektiğine inanıyor. Ailelere de bu konuda rahat olmalarını söylüyordu.Ama benim ülkemde bunca işsiz güçsüz insan varken ve geleceği bu akademik başarıya bağlı iken nasıl endişe duymasın aile anlamış değilim.Tabii öncelikle Cenab-ı Allah yavrularımıza sağlık versin ama geleceklerini de garantilemek zorundayız ve bu konuda elimizden ne geliyorsa onu yapmamız da gerekiyor.Ama gerçekten zorlanıyorum.Üzülüyorum ve üstüne fazla da gidemiyorum. Sadece küsüyorum. Benim gibi bu tür sorun yaşayanlar varmıdır bilmiyorum.çevremden gözlemlediğim kadarıyla benim kızım daha bir özgür ruhlu, rahat, vurdumduymaz.Kimse ona karışmasın. kafasına göre takılsın istiyor. Rahat bırakılmak istiyor. Haa! ilgi, sevgi istiyor ama kesinlikle diğer konulardan asla ödün vermek istemiyor. Aslında çok da anlayışlı, duygusal, sevgi dolu çocuktur. Mesela televizyon konusunda da uyarılarım oldu. Tepki vermedi ama benim yokluğumda hiç önemsemiyor bile. Fırsatını yakaladığı anda annem bunun sakıncalarından bana bahsetmişti, o istemiyor benim izlememi diye düşünmüyor bile. İşte Hayata Dairlerim bloğumda da bahsettiğim gibi şimdi benim kızım böyle . Gittikçe bu sorunlar büyüyor. Benim kızımdan birkaç yaş büyük arkadaşlarımın çocuklarından da başka şeyler duyduğumda İrem'de de onları görür gibi oluyorum.Endişelerim gitgide artıyor.Allah tüm ailelere çocuklarını yetiştirirken kolaylıklar versin. Gerçekten kolay büyümüyorlarmış.Bebekken bize tadını çıkarın. Çocuklar büyüdükçe sorunlar da büyüyor diye boşuna demiyorlarmış. Sanıyorum anne-baba olarak tek yapmamız; çocuklarımızı elimizden geldiğince en iyi şekilde yetiştirmek ve bu süreçte de sabırı elden bırakmamak gerekiyor. Ama ben kuralların gerekliliğine inanıyorum. Birkaç gün mesela İrem' e mesafeli davranmayı düşünüyorum.Gerçekten akşam çok incindim. Yazarken bile gözlerim doluyor. Hemen affedersem hemen unutup, eski davranışlarına devam edecektir. O nedenle davranışlarındaki hatanın farkında olmasını sağlamak istiyorum. Çok zor olsa da. Gerçekten bu bir değil, birikim oldu artık.....:((

10 Aralık 2010 Cuma

İşte Bizim Okulumuz

Burası da büyük kızımın sınıfı. Orta sıranın önden ikinci sırasında dik oturan benim kızım. Burada ilk yılları. Şu an altıncı sınıfta. Küçük kızım gibi o da mutlu burada olmaktan.
Bu resimleri okulumuzun web sayfasından aldım. Okulumuzun törenlerinden birinde.
Okulumuzun bol etkinlikleri var.Her çocuk yeteneğine ve ilgi alanına göre istediği alana yönlendiriliyorlar. Bu konu da öğretmenlerimiz gerçekten çok özverili çalışıyorlar. Hafta sonlarında ve okul çıkışında okuldan ayrılmayıp çocukları çalıştırıyorlar.
Burası okulumuzun bale salonu.

Burası konferans salonu. Burada zaman zaman konserler, seminerler, toplantılar da yapılıyor.Törenler duruma göre bazen burada gerçekleştiriliyor.Okulumuzda tiyatro etkinliği de var.Çocuklarımız yıl sonu ve önemli gün ve haftalar için şimdiden tiyatro çalışmalarına başladılar. Benim kızım da tiyatro da. Çocukları da Türkçe öğretmenleri çalıştırıyorlar.Yakın zaman da görev dağılımları da gerçekleşmiş. Kızım geçen gün söylüyordu. Anne ben şu görevi aldım diye. Ama bunun detaylarını oyunu izlediğim de anlatırım.O da yıl sonunda Mayıs ayında sanıyorum.
Burası kapalı spor salonu. Voleybol ve basketbol oynanıyor. İrem voleybol da oynuyor. Beden eğitimi öğretmenimiz Zekiye Hanım voleybola çok yatkın olduğunu söyledi. Hafta sonları Cumartesi ve Pazar akşam saat 6'dan sekize kadar voleybol da oynuyorlar. Ayrıca sağolsun Cuma akşamları da akşam saat 6'dan 7,30'a kadar bizlere vaktini ayırdı. Birkaç öğretmen arkadaşlarımızla birlikte voleybol oynuyoruz. Kızlarımın öğretmenleri ile böyle bir etkinlikte de bir araya geliyoruz.İrem'de akşam bizimle kalıyor, oda bizimle oynuyor. Çok eğlenceli geçiyor.
Tiyatro gösterisinin ardından
İzci grubu çocuklarımız
19 Mayıs töreninden.Kızlarım o zamanlar kendi okullarında idi. Bu yıl bütün törenlerde onlarda bulunacaklar. Eşim Şubat ayında bu okula atanmıştı. Biz taşınmak için okulların kapanmasını beklemiştik. İrem beşinci sınıfta idi. Bu yıl son senesi ve öğretmenimizi de çok seviyorduk. "Mezun olmasını bekleyelim" dedik. Mezun olduktan sonra zaten öğretmeninden ayrılacaktı. Altıncı sınıfa burada başlaması isabet oldu. Arkadaş konusunda da kızlarım sıkıntı yaşamıyorlar. Sıcak kanlı ve sosyal oldukları için çabuk kaynaşıyorlar. Ayrıca kendilerine olan özgüvenlerinden dolayı oldukça da rahat hareket ediyorlar. Deren ilk zamanlarda törenlerde eşim konuşma yaparken "baba" diye ağlayıp yanına koşuyormuş veya okula ziyarete gelenler olduğunda okulu gezdirirken o zamanda görüp ağlayarak babasının yanına koşuyormuş.Öğretmenlerimiz de o zaman kucaklayıp alıyorlar ve oradan uzaklaştırıyorlarmış. Şimdi ise bu duruma alışmış ve oldukça normal davranıyormuş. Geçen gün eşim sınıflarına ziyarete gittiğinde kızımın sınıf arkadaşları eşimin yanına gelip birşeyler anlatmaya başlayınca, onlara "müdürü yormayın, müdürü yormayın" diye el kol hareketleri yapmış. (Aslında orada biraz da kıskançlığını hissettiriyor. Çünkü ablasına sarılsak, "bana da sarılın".Canım kızım desek İrem'e "bana da canım kızım deyin" diyor. öpsek "beni de öpün" diyor.) Herkesin çok hoşuna gitmiş, çok gülmüşler. Duyunca benimde komiğime gitti. Artık durumun da farkında aslında. Babasının oradaki konumunu idrak ediyor ve normal karşılıyor. Evde baba, okulda ise oranın yöneticisi olduğunun farkına varmış anlaşılan. 
Resimleri yine karışık yüklemişim. Salonumuzun büyüklüğünü göstermek için koydum bu resmi de. Okulun tüm ihtiyaçlarını karşılıyor.Ayrıca çevre okullardan da birtakım etkinlik veya ihtiyaç anında salonumuzu kendi salonları yetersiz geldiği için kullanıyorlar. Ayrıca dışarıdan sosyal kuruluşlar, sivil toplum örgütleri de salonumuzdan yararlanmak istiyorlar. Mesela konser ve etkinliklerde bizlerde çok zaman davetli oluyoruz. Güzel şeylere tanık oluyoruz. Tabii okulun ihtiyacı olmadığı zamanlarda kullanıyorlar salonumuzu
Tiyatro gösterisinden. Geçen 18 Mart Çanakkale Şehitleri anma töreni için okulumuzun çocukları bir oyun sergilediler ki, çok başarılıydı. Gözlerimiz doldu. O kadar da gerçekçi oynamışlardı ki. Çok duygulandırdılar izleyenleri. Çok büyük alkış aldılar bizden. İnşaallah kızımı da izlemek nasip olur. Şimdi yıl sonu için onlarda çalışıyorlar boş vakitlerinde.
Bunlarda miniklerin gösterisi. Deren'imi de görürüz herhalde. Hiç konuşmadım bu konuda öğretmenleri veya eşimle. Genelde de annelere, velilere süpriz oluyor onların gösterileri.
Okulumuzun yemekhanesi. Okulumuzda öğlen yemekte yiyorlar çocuklar ve personel
Yine bir tören esnasında eşim
Okulun orta bahçesi. Sağ-sol, orta ve arka-ön bahçesi ile oldukça geniş bir alanı var bahçenin. Bahçede çocuk oyun parkı, basket, voleybol potaları, hatta trübin yapılmaya müsait bir alan. Belediyeden trübin yapılması için istekde de bulunmuşlardı. Çocukları atletizme bile hazırlamışlardı sanki daha önceki yıllarda bu bahçede..
Yine 19 Mayıs gösterilerinden.
Çcukların oynamadığı oyuncakları topladıkları kutu. Benim küçük kızımda evde topluyordu.Yukarıdaki resimde bulunan bebek de bizim bebek anlaşılan. Yine minik kızımın muzurluğudur, buraya koyacağım diye tutturmuştur eminim. Sabah evden onlardan önce çıktığım için bilemiyorum ne yaptılar.
Burası fen laboratuvarı
Yine bir sınıftan görüntü. Okulumuzda Görsel sanatlar, teknoloji tasarım sınıfları (2 adet), fen laboratuvarı (2 adet) var, müzik sınıfı var. Her öğretmen derslerini ilgili sınıflarında işliyorlar. Buraya hepsini yüklemem imkansız tabii ki.
Okulumuzun kütüphanesine hayranım ben bir kitap kurdu olarak.O kadar düzenli ki. Burada Türkçe öğretmenlerimzin emeği çok büyük. Çok da güzel bir sistem otutturmuşlar. Alınan verilen kitaplar bilgisayar kayıtlarına da giriyor. Nöbetçi öğrenciler de seçilerek çocuklara bu konuda sorumluluk da veriliyor, tabii öğretmenlerinin de gözetiminde. Okuma masaları da var. Çok rahat ve nezih bir ortam aynı zamanda. Bir sınıfa yetecek kadar masa ve sandalye var. Çocuklar burada da okuyup, ders çalışabilirler.

Bu da yaşlılar haftasında okulumuzun öğrencilerinin büyük anne ve büyük babaları için düzenlenmiş törendi. Buradaki büyüklere törende torunları ile çekilmiş resimleri çerçeveletilip, hediye olarak verilmişti.
Kısaca okulumuzun tanıtımını yapmaya çalıştım. Bundan sonrasında da kızlarımın içinde bulunduğu anlar ve etkinliklerle kısaca anlatmaya çalışacağım. Sevgili  Deli anne okulumuzun tanıtımını biraz da sizin için yaptım. Bu arada nerede olduğunu sormuştunuz. Ankara-Çayyolunda okulumuz. Sevgilerimle.

9 Aralık 2010 Perşembe

Minik Kızımın Kreşinden

Minik kızımın şimdiki kreşinden. Daha önceki yazımda da belirttiğim gibi kızlarımın okulu eşimin yöneticisi olduğu okul. O anlamda çok rahatız. Öğretmenlerimizin hepsi arkadaşımız.
Birçok ortamlarda da bir araya gelebiliyoruz. Ancak ilginçtir yazın çok sık uğradığım okula pek uğrayamadım okullar açıldığından beri. Eşiminde gün içinde işleri çok yoğun olduğu için çocuklarımızın sınıf içindeki etkin hallerini çekemiyoruz.Gerçi eşimin fırsat buldukça kendi cep telefonundan çektikleri var. Ama sınıf içi yok sanıyorum. Kızlarımın öğretmenleri ile de konuşuyor fırsat buldukça. Geçenlerde biraz erken okula uğradığımda minik kızımın öğretmeni beni yakaladı "müsaitseniz sizinle anket sorularımız üzerine hem sohbet edelim, hem de anketimizi cevaplayalım" dedi ve ben de "tabii olur "dedim. Hemen beni sınıfa aldı, birlikte hem kahvelerimizi içip, sohbet ettik, hem de soruları cevapladık. Ayrıca birgün sınıf içi birlikte etkinlik yapmaktan bahsetti . Ben de "müsait olduğum bir gün ben sizi arar, gelirim" dedim.Öylece karar aldık ama hala gideceğim.Neyse önümüzdeki hafta gitmeyi düşünüyorum.Diğer kızımın öğretmenleri ile de görüşürüm. İrem 'de "anne niye hiç gelmiyorsun" deyip duruyor. Yukarıdaki ilk resim okulun ilk açıldığı güne ait. Açılışımız çok güzel olmuştu. Palyaçolar gelmişti. Çocuklarımız pastalarını yemişler, palyaçolar ile eğlenmişler ve palyaçonun ellerinden hediyelerini almışlardı. Ancak buna rağmen okula ilk başlayan çocuklardan ağlayanlar da vardı.O zaman bu öğretmenlerin işi çok zor diye düşünmüştüm.Hatta Deren'de onlardan etkilenmiş ve beni bir an bile bırakmamıştı.Yanından ayrılmak için kaçmak zorunda kalmıştım. Çünkü işe gitmek zorundaydım. Şimdi ise çok seviyor kreşini canım kızım. Herşeyin bilincinde üstelik.
İlk güne ait sadece kamera görüntülerimiz var. Cep telefonumdan ise ancak bu resimleri çekebilmiştim. Ama ilk fırsatta bu resim adetlerini çoğaltacağım. Çok ihmal ettim doğrusu. Diğer kreşinde de oldukça bol resimler çekilmiş bize CD olarak vermişlerdi. Bazen de biz fotoğraf makinemizi bırakıp çektiriyorduk, şimdi onlar da hatıra olarak kaldı ne güzel. İlerisi için çocuklarımıza hatıra. Gerçi burada da çekimler yapılıyordur. Muhtemelen onlara da sahip oluruz. daha dönem başlarındayız ama bana uzun zamandır uzak kalmışım gibi geliyor nedense...Şimdilik kızımın yeni kreşinden anlatacaklarım bu kadar. Bol etkinlikli, bol resimli, bol malzemeli başka bir paylaşıma kadar sağlık,esenlik ve mutluluklar diliyorum.

8 Aralık 2010 Çarşamba

Ne Güzeldir Miniklerle Oynamak

video
Yine geçmişe dönük bir paylaşım. O dönemlerde pek yazasım, çizesim yoktu, olsa bile fırsatım yoktu. Yeni gündemlerimizden bahsetmeden eskileri de es geçemedim ve paylaşmak istedim .

Minik kızımın önceki kreşinden kısa bir video görüntüsü. Çocuklarımızla birlikte öğretmenlerimizin eğlendiğini gördüğüm de ben de keşke okul öncesi öğretmeni mi olsaymışım demekten kendimi alamıyorum...:)) Söyledikleri şarkı pek anlaşılmıyor ama çocuklarımız kadar eğlendiklerini görebiliyorum. Bir ara benim kızım tokasını taktırmak için Nihal öğretmenine yaklaşıyor ve tokasını taktırıyor.Sonra da kafasını sallıyor. İşte O benim Kızımm..:)))

7 Aralık 2010 Salı

Yazdan Kalma Bir Anımız..

Yine gecikmiş bir yazı. Bu yaz başı başka bir semte taşındığımızdan bahsetmiştim. Eşimin işi ve çocuklarımızın da buna bağlı olarak okulu için gerekli bir durumdu. Ayrıca benim iş yerime de oldukça yakınlaşınca en mantıklısı bu olacak diye düşündük. Kendi evimizi kiraya verip, şu an ki bulunduğumuz semte taşındık. Hal böyle olunca minik kızımın kreşinden de uzaklaştık ve yeni eğitim öğretim yılında nasıl olsa ayrılacağı diğer kreşinden almak zorunda kaldık.O nedenle yaz boyu boş da kaldılar. Ama bu arada alternatifimizi özel kreşten yana kullandık, yaz sezonu için sadece. Ancak Deren'ciğim tatil dönüşü o kreşe gitmek istemedi. Hiçbir şekilde ikna edemeyince eşimle ve benimle yazı bu şekilde idare edelim dedik ve daha çok eşimin yanında idare etti ve arada benimle de işyerime geldi.
İşyerimizde bazen başka arkadaşlarımızın çocukları ile de karşılaşınca iş ortamından da sıkılmadılar. Öğlen yemek saatinde yemeklerini yedikten sonra işyerimizin bahçesinde ve sosyal tesislerinde gönüllerince eğlendiler. Çabucacık da kaynaştılar. Burası yemekhanemizin arka tarafındaki basketbol ve voleybol sahası.
Kurumumuzun bahçesinde oldukça çeşitli meyve ağaçları var. Ayva, şeftali, kayısı, dut, başka meyveler de.Oldukça da yeşil bir alan. Kızımla bu bahçenin içinde öğlenleri vakit geçirmekten oldukça büyük keyif almıştım bende...
Yine bu seferde arkadaşım Sinem'in kızıyla eğlenirlerken. Burada ayrıca tenis kortu da var...Ama çok fazla kullananlardan değilim. Bu arada dışarıda hafta sonu akşamları başka arkadaşlarımızla voleybol maçları yapıyoruz. Çok eğlenceli geçiyor. Bir ara bundan da bahsetmeliyim.
Rengarenk güllerimizin güzelliklerini incelerlerken, ben resimlerini çekmek isteyince böyle poz ortaya çıkmıştı.
Burada da koltukta dönmeye çalışıyor yavrum benim. Odama geldiği zaman odamı inanılmaz dağıtıyordu. Hiçbirşey yerli yerinde olmuyordu. Ayrıca evden getirdiklerini, (kantinden de birşeyler alıyor) hepsi ortalarda onlarla oyalanıyordu. Ayrıca oda da fazla oturmuyor, çevreyle alakalı olduğu için etrafın maskotu konumunda gün geçirmeye çalışıyorduk. Sağolsun katımdaki arkadaşlar işim olduğunda da onlar idare ediyorlardı. Bir yazımızda minik kızımla böyle geçmişti.

25 Kasım 2010 Perşembe

İrem'in Mezuniyet Balosu

Bu yazıyı Mayıs ayında bloğuma taslak olarak kaydetmişim  ama yayınlamaya fırsatım olmamış.Kayıt düzenlemelerine baktığımda kızımın mezuniyetine ait notlar olduğu için yayınlayayım dedim ve yeni kayıt olarak yayınlandı eski taslak. Halbuki ben, o tarihle yayınlanmasını isterdim. Bloggerda bayağı bir değişiklikler olmuş anlaşılan.Kullandıkça farkında oluyorum. Neyse bu nottan sonra bende o günün tarihini atarım. Aşağıda yazdığım post o günkü duygularıma ait olduğu için değişiklik yapmak istemiyorum. Bugün çünkü öyle düşünmüyorum ama sadece buranın kızlarıma ve bize ait günce olduğunu düşünerek, ileride hatırlamak için yazdığımın altını çizmek istiyorum sadece...

Tarih :28.05.2010
Buralara yazı yazmak artık bana angarya geliyor.Ancak geçmişe doğru yazdıklarımı okuduğumda çok güzel, anlamlı ve hoş bir duygu yaşıyorum.Eşimle bazen okuduğumuzda onun da hoşuna gidiyor ve iyi ki yazmışsın diyor. Ama gerçekten artık vaktimi burada harcamaktan keyif almıyor ve zoraki yazıyorum.Ben birileri beni okusun, yorum yapsın derdinde de değilim.Zaten son aylarda arayı açtıkça bunu görebiliyorum.Sanal da olsa insanları burada da tanıyabiliyorsunuz.Eğer siz kişileri sık sık ziyaret ederseniz, size de geliyorlar ve samimiyetinizin ölçüsü de ona göreymiş anlıyorsunuz. Ama ziyaret sıklığınız azaldıkça aynı ölçüde sizinde azalıyor ki burada yoğunluklarınızdan, mazeretlerinizden de bahsediyorsunuz.Çok enteresan ama çok da önemli değil. Bu durumdan rahatsız olduğum için değil, sadece gözlemlerimden bahsetmek istedim ki, bunu aslında kızlarımın bloğunda bahsetmek istemezdim ama yazarken insan içinden geçenleri yazdığı için, bu duygusuna da hakim olamıyor.

Ben kendim ve kendimiz için yazıyorum.Güncem olarak görüyorum. O nedenle okunmam beni alakadar etmiyor.Neyse sevgili bloğum diyerek sadede geliyorum.


28.05.2010 tarihinde kızımın 5.sınıf mezuniyet balosu vardı.Haftalar öncesinden hazırlanıldı.Neler giyilecek, saçlar nasıl olacak, kızlarımız bunun derdine düştüler.Neyse ki herşey istedikleri gibi oldu.Bir restaurant tutulmuştu. Orada çocuklarımız ve velilerimizle, öğretmenlerimizle bol bol eğlenildi.Bol bol ağlandı.Çok da duygulu anlar yaşandı.Sevgili Mevlüde öğretmenimiz o günde çok hoştu.Tek tek çocukları ile biz velilerle ilgilendi.hepimize sarılıp ağladı. Bizi de ağlattı tabii. Öğretmenlik böyle bir meslek işte.Beş yıl dile kolay.Çocuklarımızı bizden teslim aldığında küçücüktüler.Şimdi gençlik çağına eriştiler nerdeyse.Onlardan ayrılmak, bir anda onları bırakmak kolay olmuyor. Bizlere sarılıp ağladığında "inşaallah hepsini çok güzel, iyi yerlerde görürüz" dedi.Bizde öğretmenimizin temennisini tüm çocuklarımız için diliyoruz.İnşaallah tüm yavrularımız en güzel yerlerde, başarılı, mutlu, sağlıklı ve vatana millete faydalı bireyler olurlar.

Mezuniyet balomuz çok güzel geçti.Öğretmenimiz çocukları ile bol bol oynadı, coştu. Hatta öğretmenimizin kolbastı oynamasını hayranlıkla izleyenlerdendim.Öyle güzel oynadı ki, hızını alamayıp bir ara ayağındaki ayakkabılarını çıkarıp, kenara atıp daha da bir hareketli oynamasını keyifle izledik. Hem eğlenceli, hem de duygusal geçen balomuzdan sonra güzel temennilerle ayrıldık hep beraber.

22 Kasım 2010 Pazartesi

Müzik Tutkumuzu Gösteren Resim...

İrem'in müzik çalışması yapan kızlar konulu resmi.Piyona çalan, gitar çalan,flüt çalan, keman çalan ve şarkı söyleyen kız...Bu yıl şarkı söylemeye de merak sardı.Daha önce de kulak vardı, söylerdi ama bu sefer orkestra eşliğinde, hatta yedi İklim Anadolu projesi kapsamı nedeniyle koroda söylediler ve evde de provalarını seve seve yaptı...

11 Kasım 2010 Perşembe

Sendin Anneciğim

Sabah beni uyandırıp,
beni doyuran sensin anneciğim.
Yanaklarımdan öpüp,
Okula gönderen sensin anneciğim.

Akşam geldiğimde,
Bana sarılan sensin anneciğim.
Gece korktuğumda yanıma gelen sensin,
Küçüklüğümde beni büyüten sensin anneciğim.

Cicilerimi giydirip,
Beni süsleyen sendin.
Benimle sevgiyle yaşayan, gezdiren,
Büyüten sendin anneciğim.
Tüm bu olanlar için
Sana binlerce teşekkürlerimi sunarım anneciğim.

Kızımın yazmış olduğu şiirlerden yine. Canım yüreği kocaman sevgi dolu. Aslında babası da çok sever, hatta benden çok şımartır kızlarını. Ama kız olduklarından mıdır? Nedir ? Bilemiyorum bana daha çok düşkünler ve dikkat ediyorum hep benim için şiirler yazmış. Babası için yok. Babasını da çok sever. Zaman zaman kardeşini kıskanır ama onu da sever. Fakat şiirlerinde bana olan duygularını daha çok ifade etmiş. Dikkatimi çekiyor.Birgün babası içinde yazmasını söylemiştim ama "tamam" demiş ve arkası gelmemişti. Babasına ayrı kaldığı zamanlarda mektup yazmıştır ama şiir yok...Canım Kızım seni çok seviyoruz....

2 Kasım 2010 Salı

Atatürk Sevgisi

Atatürk sevgisi
Bizim için önemli.
Bize doğruyu gösteren
Çok değerli.

Sevgili Atatürk,
Seni çok seviyoruz.
Sevdiğimiz için,
Her yıl anıyoruz.

Atatürk sevgisi
Ne kadar önemli,
yurdumuzu kurtaran
Bizim için değerli..

İrem.

Kızımın önceki yıllarda performans ödevi için hazırladığı konuda kendisi yazdığı şiiri .Geçmiş yıllara ait ders kitaplarını, gereçlerini gözden geçirirken elime geçti ve unutulmaması için buraya bunları da yazmak istedim..

14 Ekim 2010 Perşembe

Kızımın Doğum Gününün Ardından

Kızımın doğum gününe ait duygularım.
Bu yıl hayatımızda köklü değişiklikler olduğundan daha önce de bahsetmiştim.Bununla birlikte yavrularımızın daha da büyüdüğüne tanık olup, şaşkınlıklar da yaşamadayım. Nasıl geçti bunca zaman. Ne zaman büyüdüler anlamıyorum.Sanki herşey dün gibi.Bir rüya gibi.İnsan şöyle geçmişe gittiğince, birkaç saniye içinde gözümüzün önünden  bütün bir hayat bir film şeridi gibi geçiyor.Oysa yıla baktığında çok uzun zaman, "nasıl geçti bunca zaman" diyorsunuz.

İrem'ciğimin ilkokuldan ortaöğretime geçmesi bende ki bu şaşkınlığımı daha da artırıyor.Üstelik bu sene büyüme ve ergenlik dönemlerine ait konular da işliyorlar, bana cevabını güç vereceğim sorularda sormaya başlıyor.O zaman afallayıp kalıyorum.Diyorum ki, "yaaa!.. bunlar lise döneminde işlenmesi gereken konular, daha çok erkennnn!.." diyorum ama bir taraftan da düşündüğümde aslında bir iki yıl kaldığını, çocukların bilgili bir şekilde o dönemlerine girmelerinin daha sağlıklı olduğunu ve bizlere de biraz kolaylık olduğunu düşünmeye başladım.Bu konuları derste görüpte bilimsel açıdan öğrenmeleri işlerimizi daha da kolaylaştırıyor.Ama şunu belirtmek istiyorum.Hiç de bu konulardan sonra büyümek istemiyorlar.Öğretmenlerine de tepkileri "öğretmenim biz büyümek istemiyoruz, hep çocuk kalmak istiyoruz" diye söyleniyorlarmış.Ayrıca merak ettikleri konularda sorular sorup, öğretmeni de zor durumda bırakabiliyorlarmış, tıpkı bizi bıraktıkları gibi..Bazen çocukça safça sorular soruyorlarmış anladığım kadarıyla.Geçen gün İrem'de böyle bir soru sorduğunda öğretmeni "ben sana daha sonra açıklarım" demiş ama daha sonra "öğretmenim unuttu herhalde anne" diyor. İrem bana "anneciğim ne olur beni yine bebeğim, minik kızım benim, yavrum diye sev" ne olur "diyor. Bazen "benim kızım büyüdü, genç kız oldu" dediğimizde tepki veriyor, "hayırrr!.. ben  büyümedim, hala çocuğum" diye. Dışarıdan da "İrem büyümüş, genç kız olmuş" dediklerinde hayırrr!.. diye somurtuyor. Cenab-ı Allah öncelikle tüm yavrularımızla birlikte yavrularıma sağlıklı, hayırlı, uzun ömürler versin.Güzel bir gelecek, mutlu, huzurlu, sevgi dolu yaşamları olsun inşaallah!. Bununla birlikte Allahım bize bu zorlu süreçlerde de kolaylıklar versin.İnşaallah bizde çocuklarımızın büyüme evresinden sonra, ilk tecrübe ergenlik dönemlerinde de başarı ile ve sağlıkla atlatırız bu dönemleri. Bu dönemde Kızım'la daha da çok ilgilenmem gerektiğine karar verdim.Çünkü her dakka benimle olmak istiyor ve benimle başbaşa kalıp, sohbet etmek, vakit geçirmek istiyor.Öncesinde de bu böyleydi ama şimdi daha da bu bağlılığın artığını gözlemleyebiliyorum.Geçen akşam oturma odasında sohbet edeceğiz diye gecenin 12 isine kadar durmuşuz. Arada "yatalım hadi kızım" dediysem de "anne biraz da biraz daha" diye o saati buldurdu bana.Canım kızım seni çok ama çok seviyorum.O kadar sevgi dolu, merhametli, hayat dolu bir çocuk ki...Allah'ım tüm evlatlarla birlikte seni ve kardeşini de bize bağışlasın.Hayat boyu yüzünüz gülsün inşaallah!.. canım kızım benim.
Selda Hanım'ın onca güzellikten sonra hem kızıma o doğum günü süprizini hazırlamaları, pastaları, o güzel geceyi bize yaşatmalarından sonra birde hediye olarak vermiş olduğu anı defterindeki bu anlamlı güzel sözleri de yüreğimizi ısıttı.Çok duygulandırdı bizi.Kızım bunu da bizimle paylaştı, bende burada paylaşmak istedim.Çok çok teşekkür ediyoruz.Herşey için.Sevgilerimizle...

14 Eylül 2010 Salı

Dünden...bugüne...:

Küçük kızımızın geçen yıl ki kreşi. Daha önce de belirtmiş olduğum gibi büyük kızımda Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okul öncesi kurumlar çok yaygın değildi. Ben bankada çalışıyorken de evimle çalışmış olduğum bankanın şubesi aynı semtte idi. Bankamızın kreşi de Kızılay-Mithatpaşa caddesinde idi. Çocuklar çok erken saatte servisle Ulus'daki merkez bina da toplanıp, oradan da Kızılay'a tekrar geçmeleri gerekiyordu. Bunun yazı da kışı da olduğu için, küçük çocuğuma kıyamamıştım oralara göndermeye.  Şu an ki Kurumumuza da Bankadan geçme sebebim kreşi idi. Çalıştığım kurum 11 katlı ve bahçesinde kreşi vardı. Ancak kreşi vakıf işlettiği için, resmi bir kreş olmadığından bazı denetimler sonrası kapatılmasına karar verilmişti. Benim kızım iki ay yararlanabildi ben oraya geçtikten sonra. İki ay sonra kapandı. Doğrusu hayal kırıklığı da olmuştu bizim için. Çocuğum gözümün önünde diye çok severek ve isteyerek gelmiştim Kuruma. Ondan öncesi annem bakıyordu ve o da artık yorulmuştu. Bir de kreş yaşı gelmişti.
Neyse özellerden çok memnun kalmamıştım. Birçok şeyler canımız sıkıyordu. Hem inanılmaz yüklü paranızı alıyorlar.Bu da yetmiyormuş gibi herşey göstermelikti. Tamamen vicdan meselesi bu olay. Sırf bu yüzden kreş işletip, benim durumlarımı yaşayan insanların derdine derman olmak istediğim çok olmuştur. Çünkü o duygu ile kendi çocuğum nasılsa, başkalarının çocuğu da öyle, hakkını vermek gerektiğini düşünmüştüm. Bu nedenle küçük kızımda asla özeli düşünmemiştim. Çok şükür ki işlerimiz rast gitmişti ve aşağıda resimlerini görmüş olduğunuz kreşe canımızı, yavrumuzu emin ellere teslim etmiştik. Herşey biraz da kısmet, aslında pek çok da tecrübesizlik itiraf etmek gerekirse. Yine de kısmet olsaydı birşeyler vesile olur, daha iyi şartlar oluşabilirdi. Buna da şükür.Allah tüm yavrularla birlikte sağlıklı,hayırlı,uzun ömürler versin yavrularımıza...Geçen yıl ki Deren'imizin kreşi. Buraya birkaç resimlerini koydum bunlar bile imkanlarını, samimiyetini ve ciddiyetini gösteriyor...Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.Çok tatlı insanlardı. Tüm bu işe gönül vermiş personeli ile.Özellikle Asiye Öğretmen, Nihal Öğretmen ve Mualla Annelerine yavrularımızın.Daha önceki bu yazımda bahsetmiştim. İki tane asıl öğretmenimiz, iki yardımcı öğretmenimiz ve bakıcı annemiz ile birlikte 5 kişi 20 çocukla ilgileniyordu.Ayrıca bunların dışında branş öğretmenlerimiz de ayrı idi. Resim, jimnastik, drama, satranç öğretmenleri aklımda kalanlar. Aşağıdaki resimde drama öğretmenleri ile birlikte çocuklarımız.Çocuğumu eve her geldiğinde yeni yeni şeyler öğrendiğini görebiliyorduk.Özel durumları ile de zaten çok ilgiliydiler.



Sinema, tiyatro, konferans salonları çok güzeldi. Burada zaman zaman hafta sonları uzman psikologlar davet edip velilere yönelik seminerlerde düzenleniyordu ve hepimiz keyif alıyor ve severek gidiyorduk.Çünkü herşeyde sevgilerini ortaya koyuyorlardı.

Dışarı da da çocukları tiyatro ve sinemaya götürmek de programlarında olduğu halde geçen yıl domuz gribi nedeni ile sadece kendi salonlarında çocuklarımıza bu imkanları sağlamışlar. Hatta salonun girişine mısır standı kurulmuş, biletler hazırlanıp, çocuklara temsili sinema havası yaratmışlar.
Aşağıda Öğretmenimiz çocuklarla birlikte....



Ebru sanatı bile tanıtılmış. Yapılışını izliyorlar merakla yavrularımız.


Sarı giyme günümüz....Arka pencerede ki çiçeklerde çocuklarımızın. Hepsinin birer küçük saksı çiçekleri var. Öğretmenlerimiz hergün kendi çiçeklerini sulama görevleri vermiş. Onlara sulatıyorlar tabii kendi gözetimlerinde.

Yemekhaneleri de çok temiz ve güzeldi. Beslenmeleri çok yönlü idi. Zaten üç öğüne başka öğünler de koymuşlardı.Mesela meyve saatleri.Domuz gribi nedenli ile temizliğe ve beslenmeye ayrı birer özen gösteriyorlardı.Eğitimleri yanında bunlarında mükemmeliyetini görmek bize inanılmaz güven veriyordu.Diyorum ya, sevgilerini ortaya koymuşlar.

Resimlerimiz yine karışık konmuş ama tiyatro gösterisini izlerlerken.Nasılda pür dikkatler ama....

Kızımın buradan ilköğretime geçmesini isterdim doğrusu ama şartlar farklı oldu. Şimdi de çok iyi olacak Allah'ın izni ile. Şu an eşimin Yöneticisi olduğu okula başladı.Okulumuzun özelliği okul öncesi ve ilköğretimin bir arada olması. Ayrıca eşim yakından ilgilenebilecek, dahası ablası ile aynı okulda olacaklar.İşte bu nedenle hayatımızda köklü değişiklikler oldu. benim işyerime yakın bir okul, ailecek hep bir arada gibi olduk.Evimizi de taşıyınca büyük şehirde yol stresinden çok şükür kurtulduk. Bundan iyisi can sağlığı. Daha sonra kızlarımla ilgili yeni gelişmelerden de bahsetmeye çalışırım.Herkese sağlıklı, hayırlı günler diliyorum...